2 Aralık 2010 Perşembe

UEFA Avrupa Ligi / CSKA Sofya - Beşiktaş


Gün; 2 Aralık Perşembe.
Saat; 20:00
Yer; Vasil Levski Stadı / Sofya - Bulgaristan.
TV; Star TV

30 Kasım 2010 Salı

Çok Özledik be Abi...

Her şeyin başladığı an..
.
Bir damla gözyaşındaki aşk...

Dostlarınla geçirdiğin vakitler...

Kendi yarattığın efsaneler...

Ve siyah beyaz bir fotoğrafa duyduğun özlem...

Çok özledik be sizi Abi!

Barca'yı Neden Sevmiyoruz?


Genelde bu blogta, başka takımlara ve maçlara yer vermemeyi düşünüyoruz ama dünyayı sarsan bir derbiye kayıtsız kalmak imkansız. Nitekim, maç ile ilgili bilgilere ve yorumlara her yerde rastlayabilirsiniz, bizim derdimiz ise bir şekilde dışlanan ve ısrarla görülmeyen bir kitlenin görüşlerini dile getirmek.

Baştan uyarmak gerekir ki, bu yazı bir Barça hayranı iseniz, çok da mutlu etmeyecektir sizi.
Lakin, tek ses olan bir basın ve dünyaya muhalefetimiz var bizim, kendi kendimize tamamen.

Barça'yı neden sevmiyoruz?

Çünkü fazlasıyla mükemmeller. Onların oynadıkları futbol filan değil. Hata yok, kusur yok, zaaf yok, hiçbir insani özellik yok. Evet, maç içinde birkaç pozisyon olabilir ama esas olarak "insan" yapısını göz önüne aldığınızda, oldukça az. Şu anda, bir insanın varabileceği en üst noktada ve takım halinde oynuyor Barça. Her maçı kazanan, kazanmasa bile kazandığı var sayılan (!), artık otomatik olarak "yaratıcılık" var eden, çok değişik bir takım Barça. İnsani özelliklerden kurtulmuş ve ayrılmış bir futbol, köklerinden kopmuş demektir.

İnsanı ortadan kaldıramazsın Barça! Küçüklükten itibaren yetiştirdiğin futbolcuları bir makineye çeviremezsin! Ve aynı zamanda;

Biz, Barça'nın mükemmel futbolunu sevmiyoruz. Eskiden böyle bir şey değildi futbol.

Biz, Barça'nın herkesi yenmesini sevmiyoruz. Bir takım ve taraftar arasındaki ilişki "kaybetme" sayesinde oluşur ve pekişir. Taraftar ile takım arasındaki diyalog sadece kazanmak üzerine kurulamaz, kurulmamalı, kurulmamalıydı.

Biz, Barça'nın rakiplerini ezmesini sevmiyoruz. Futbolda farklı skorlar ve maçlar yaşanabilir. Ama Barça'nın en ufak bir insafa sahip olmadığını gözlerinden görüyoruz. Asla durmuyorlar ve umursamıyorlar. Her zaman en yükseği elde etme arzusu, onları çok acımasız bir kimliğe kavuşturuyor. Rakiplerini yok ederken, oynadıkları futbol ile bunu meşru kılıyorlar. Acımasızlık, bir futbol gerçeğine dönüşüyor. Oysa ki biz, insaflı ve adam gibi adamları severdik futbolda.

Biz, Barça'nın "iyi aile çocuğu" futbolcularını ve onların masum tavırlarını sevmiyoruz. Çünkü, futbol insandan bağımsız düşünülemez. Ve, sahada kötü çocukların olması gerektiğini düşünüyoruz. Daha erkek gibi daha saldırgan hatta.

Biz, Barça'nın ruhsuzluğunu sevmiyoruz. Evet, takım olarak ruha sahipler ama o kadar ezbere ve o kadar mükemmele yakın oynuyorlar ki, maçın hiçbir anı diğerinden farklı değil. Hepsi birbirinin kopyası. En ufak bir duygu yok gözlerinde. Her dakika aynı futbolu, hiçbir refleks ve maça özgü davranış sergilemeden oynuyorlar.

Biz, Barça'nın kapitalist halini sevmiyoruz. Tüm dünyaya egemen olan ve herkesi ezen bir güç, herkes tarafından sadece futbol tarafından kabul ettirilebilirdi. Kimse bu güce isyan etmiyor ya da yıkmaya çalışmıyor. Bir tek Real Madrid biraz çabalıyor hepsi bu. Ve tabii ki Mourinho.

Biz Barça'yı sevmiyoruz çünkü futbolun tüm sürpriz özelliğini yok ediyor. Kimsenin kazanma gibi bir lüksü yok. Senede 2 maç kaybetmek, "kaybetmek" demek değildir. İhtimallerin var olmadığı bir futbol, futbol değildir. 3 Sonuca açık olmayacaksa, böyle spor olmaz olsun.

Biz, Barça'nın en pahalı takım olmasına ve milyon dolarlık transferlerine rağmen, halkın takımı şeklinde lanse edilmesini sevmiyoruz. Kadrosundaki oyuncuların mevcut değerlerine bakıldığında ve hatta kimsenin almaya bile çalışmamasından, ne kadar değerli olduğu belli olmasına rağmen, sanki parası yokmuş gibi davranması çok garip. Muhasebede esas olan eldeki varlıklarının da değerlerinin katılmasıdır. Messi, Ronaldo'dan daha ucuz bir futbolcu mu? Kendisi, yetiştirdiği için bu değer yok sayılamaz. Ayrıca İbrahimoviç'i çok mu ucuza aldılar? Ya da Afellay'i? Ya da diğerlerini? Yapmayın etmeyin...

Biz, Barça'nın oluşturduğu bu sistemin diğer tüm sistemlerin varlıklarını geçersiz kılıp, yok etmesini sevmiyoruz. Artık tek bir yol var; ya Barça gibi oynarsın ya da kaybedersin. Her takım buna geçmek zorunda. Bu, 4-4-2'den 3-5-2'ye geçen futbol devriminden daha farklı bir şey, artık başka bir boyuta geçiliyor. Futbolun tanımı değişiyor işin özü. Biz, hocaların bu yaratıcılıklarından uzaklaşmasını istemiyoruz. Antrenörlerin özgünlüklerini yok ediyorsun Barça...

Biz, Barça'nın "tarihsel" gerçeklere dayanarak yaptığı ajitasyonu sevmiyoruz. Franco dönemi yaşanan olaylar hepimizin malumu, acıları büyük mutlaka. Ama, dünyanın en büyük kulübünün, en çok kazanan kulüplerinden birinin, senede onlarca milyon dolarlık transfer yapan ve ambargo koyan, red edilemeyen bir kulübün, "Halkın Takımı" kimliğini hala yedirebilmesini sevmiyoruz. Değilsin Barça. Sen sadece kendi halkının takımısın, "halkların takımı" değilsin.

Biz, Barça'nın şımarık hallerini sevmiyoruz. Guardiola'nın Ronaldo topu isterken yaptığı hareketin her yerinden şımarıklık akmaktadır. Sahadaki futbolcuların da zaman zaman dalga geçmesi hatta bir büyük zaferi dahi kutlamaktan aciz olmaları aslında ne kadar da şımarık olduklarını gösteriyor. Şampiyonluğa bu kadar sevinilmez herhalde. Kimse demesin, şampiyonluktan daha önemli filan diye, o klişeleri de biliyoruz. Lakin, şımarıkça bir sevincin varlığını görmemek için kör olmak gerek.

Biz, Barçalıların elitist tavırlarını sevmiyoruz. Ne kadar geçmişi olsa da, var olan bir nefretin ve kinin yansıması "sen tercümansın, tercüman kalacaksın!" şeklinde olmayacağına inanıyoruz. Bu taraftarın nasıl da insanları aşağıladığını ve onları yargıladığını, ne kadar elitist olduğunu açıkça gösteriyor zaten. Onların, dışarıya kapalı ve burunları havalı halleri, tezahüratlarından bile bellidir. Bu grubun iktidarına muhalifiz!

Biz, Barça'nın varlığını Real Madrid'e dayandırmasını sevmiyoruz. Madrid'in başarılarının daha çok olmasının sebebi de budur. Barça, Madrid ile yaşarken, Madrid, dünyayla birlikte yaşıyor. Barça için her şey Real Madrid'e bağlıdır. Franco'nun Madridli olması ile onlara zulüm etmesi arasında organik bir bağ yoktur. Neticede Madridli futbolcular mı gidip Barça antreman sahasını bombaladı? Ufak bir taraftar grubu hariç, Madridlilerin ırkçı olmadığını biliyor muydunuz? Kimsenin umurunda değil Barça'nın siyasi tavrı.

Biz, Barça'nın tüm dünyayı arkasına alan ve egemen olan "tek" lider durumunu sevmiyoruz. Artık birilerinin alternatifini yaratması gerekiyor. Futbol, tek takımdan ibaret olamaz.

Biz, Barça'nın İspanya'daki ırkçı tavırlarının buraya demokratik hareket olarak yansımasını sevmiyoruz. Her yerde "Biz Katalanız" diyen bir grubun, sosyalist olmasına imkan var mıdır? Katalanları büyük ve özgün bir grup gören bu insanların, siyasi görüşleri her şekilde "ırkçılığa" dayanırken, nasıl bir sosyalizmden bahsediliyor ki? Evet, bir açıdan bakarsanız, bir halkın özgürlük mücadelesi olarak görebilirsiniz ama Katalan politikasının temeli ırkçılığa dayanmaktadır. İspanya iç işleri bizi ilgilendirmemekle birlikte, biz hayata ırklar üzerinden bakmayan insanlar olarak, bu ırkçı tavrın bizim ülkemize sosyalist olarak yansımasına gülüp geçemiyoruz.

İşin özü şudur ki; bir halk için özgürlük ya da hak istemek başka bir şey, bir "ırk" için bunları talep etmek farklı bir şey. Biz halkların hakları için mücadele edenlerin yanındayız ama bir ırkın yaşananlardan ötürü milliyetçiliği yükseltmesine de karşıyız. Yoksa "Birleşik İspanya" ideolojisine tabii ki sahip değiliz, umurumuzda da değil. -Bu tartışmalara bile girenler var, çok garip. Ne değişecekse İspanya bölününce ya da bütünleşince hayatlarında?- Siyasetten anlamayanlar ya da tek bir açıdan bakanlar artık konuşmasınlar lütfen.

Biz, Barça'nın çalışmasına ve emeğine, o vizyon kazandıran muhteşem sistemine, görev alan şahsiyetlerin kariyerlerine ve başarıyı sağlayan görüş ile deneyimlerine, yaptıklarının zorluğuna, tüm bunlar için harcadıkları zaman ve paraya, takımından vazgeçmeyen taraftara ve bugünlere gelmek için yaptıkları her şeye, sonsuz saygı duyuyoruz ve idealimiz olarak kabul ediyoruz.

Ama yine de, Barça'yı sevmiyoruz. Biz, kusurlu ve eksik insanlarız, takımlarımız da öyle kalmalı.

Kusura bakma Barça; o kadar mükemmelsin ki, seni sevemiyoruz.

Schuster Anketi ve Sonuçlar

Bir haftadır sağ tarafta gördüğünüz "Schuster gitmeli mi?" anketimiz sonuçlanmıştır.

Katılımcı sayısı düşük olsa da, %95 (19) Kalmalı, %5 (1) Gitmeli, sonucu ortaya çıkmıştır.

Sonuç; Kazanan "gerçek" futbol taraftarının sağ duyusu olmuştur. Ne mutlu ki, Schuster kalsın diyecek bolca insan var ve bunu gösteriyorlar.

Biz, "futbolu" ve "Total Futbolu" seven ve inanan insanlar olarak bu sonuçtan gayet memnunuz.

Vakit ayırıp oy kullanan tüm ziyaretçilerimize teşekkür ederiz.

Hugo Almedia mı Geliyor?


Doğru başlık; "Hugo Almedia 'da' mı Geliyor?" olmalıydı galiba.

Haber 1903.com'un haberine göre;

" FC Porto tarafından keşfedilerek bu takımın genç takımlarında oynadı. 2002-03 sezonunda kiralık olarak gönderildiği U.D. Leiria takımında profesyonel oldu. Ertesi sene tekrar Porto'ya döndü ve takımıyla ilk lig maçına 21 Eylül 2003'te Benfica ile oynanan ve 2-0 kazanılan maçta çıktı. Almeida bu maçta sadece üç dakika oynadı. Ancak bu sezonda fazla forma şansı bulamayınca ilk olarak daha önce de kiralık olarak oynadığı Leiria ile Boavista FC takımlarına kiralandı. Porto'da 2 Superliga, 1 Şampiyonlar Ligi 1 de Kıtalararası Kupa şampiyonluğu yaşadı.
2006-07 sezonu başında Werder Bremen'ne kiralık olarak transfer oldu.Bremen'de ilk lig maçına 13 Ağustos 2006'da Hannover 96 ile oynanan maçta çıkarken, yine bu maçta ilk lig golünü attı. Ağustos 2007'de Porto'nun forvet mevkisine ihtiyaç duymamasıyla Bremen'in dört yıllık sözleşme teklifini kabul etti. 2007-08 sezonu öncesinde Miroslav Klose'nin de Bayern Münih'e transfer olmasıyla ilk 11'de oynama şansını yakaladı. O sezon ligde 23 maça çıkıp 11 gol attı. Almeida 2006 yılında Bremen'le Almanya Lig Kupası ve 2008-09 sezonunda da Almanya Kupası şampiyonluğu yaşadı. Takımının 2-1 kaybettiği 2009 UEFA Kupası Finali'nde kart cezalısı olduğu için forma giyemedi.

Hugo Almeida 2010-2011 sezonunda Werder Bremen forması ile 13 maçta 9 gol attı. "


Transfer neredeyse netlik kazanmış durumda. Bu transferler ilgili detaylı bilgiler henüz ulaşmasa da, bonservisiyle birlikte alınma ihtimali çok çok yüksektir.


Şimdi birkaç soruya cevap verelim;


Hugo Almedia Nasıl Bir Oyuncudur?


Hugo, kesinlikle çok yetenekli bir forvet oyuncusu. Her iki ayağını da kullanabilen, fazla hızlı olmasa da, pozisyon bilgisi ve son vuruşlardaki yeteneği oldukça yüksek bir oyuncu. Klasik tabirle "Ceza Sahası" golcüsü değildir. Özellikle ceza sahası dışından oldukça etkili vuruşlara sahip. Şutlarının tanımını ise ancak şu şekilde yapabiliriz -teşbihte hata olmaz-; mermi sıksan daha iyi... Rakip defansı rahatsız eden, fiziği ile hava toplarında çok etkin, çalım atabilme özelliğine sahip, kolay kolay yılmayan, ileride top tutabilen, pas atabilen, pres özelliği nispeten az fakat her zaman tehlikeli bir forvet. İstatistiklerine bakarak yanılmamak gerekir. Kendisinin oynadığı takımlarda her zaman önünde çok iyi forvetler yer aldığı için fazla şans bulamamıştır ancak buna rağmen Portekiz Milli Takımı'nın oyuncularından biridir. Ayrıca zamanında Q7 ile aynı takımda oynamış ve çok iyi anlamışlardır. Bu transferde Q7'nin de etkisi olduğunu ve takımı onun üzerine kurduğumuzu söylemek mümkün. Çok başarılı ve etkili bir forvet. Hem Türkiye Süper Ligi'nde hem de Avrupa'da, günümüz ve Schuster'in futbol anlayışına uyum sağlayarak bize güç katacağını düşünüyoruz. Mermilerini, pardon, şutlarını merakla bekliyoruz. Sık sık tribünleri ayağa kaldıracak, hırslı ve vazgeçmeyen bir oyuncu. Ayrıca taraftarın da etkisiyle gücüne güç katmaya gelecektir, bizim gibi...


Hugo Almedia, Bize Nasıl Fayda Sağlar?


Hugo, oyun karakteri itibariyle hem fiziksel hem de yüksek teknik becerisi ve topa hakimiyeti ile Beşiktaş'ın yıllardır aradığı tehlikeli futbolcu tipine çok yakın ve çok faydalı olması muhtemel bir oyuncudur. İlhan Mansız tarzına oldukça yakındır. Q7'nin özellikle bu futbolcuyla çok iyi anlaşacağı kesindir. Artık yapılan ortalardan gol atma gibi uzun yıllardır Beşiktaş'ın mahrum kaldığı bir hücum organizasyonunu yaratacak ve bir ihtimal daha sağlanacaktır gol yollarında. Yeni bir seçenek yaratılacaktır. Beşiktaş'ın yakaladığı pozisyonları değerlendirme ihtimali daha yüksektir. Sahada asla vazgeçmeyen ve sisteme uyum sağlayabilen, teknik ve taktiksel yönden eksikleri bulunmayan, komple bir futbolcudur. Kanatların var olduğu bir takımda, Hugo Almedia, varlığını ve futbolculuğunu kanıtlayacaktır şüphesiz. Ayrıca karakter olarak son derece sıcakkanlı ve eğlenceli bir futbolcu ama saha dışında.


Neden Beşiktaş'a Geliyor?


Daha önceki Fernandes yazımızda da belirttiğimiz gibi, artık bu tarz kompleksleri aşmak gerekmektedir. Hagi, Galatasaray'a geldi ve kötü bir futbolcu muydu? Niye geldi o zaman? Bizim transferlerimiz de buna benziyor tam haliyle. Gelmeleri için birçok neden bir araya gelmiş durumda. Artık bulundukları liglerde ve takımlarda miadlarını doldurmuş ama futbolculukları konusunda şüphe olmayan insanlar bunlar. Tıpkı Q7'nin her zaman Avrupa'da isminin geçmesi ve geçeceği gibi bir durum fakat Beşiktaş'ta ve çok mutlu olduğunu defalarca söyledi. O yüzden, Hugo, ne kariyerini bitirmeye ne de son şansını kullanmaya geliyor. Avrupa'da etkin ve tanınan bir takıma geliyor. Ayrıca fazladan bir şans yaratıyor kendisine. Hugo, her zaman yurtdışında oynayabilecektir.


Niye Vazgeçiyorlar Ondan?


Daha önce de (!) dediğimiz gibi, takımların ve sistemlerin her zaman uyum sağlaması mümkün değildir. Kendisi de çok iyi forvetlerin arkasında beklemesi bir yana, o antrenöre hitap etmemektedir. Ve bunun gibi onlarca sebep. Ama bu ihtimallerin hiçbirisinde "kötü futbolcu" fikriyatı yoktur ve olmayacaktır da.


Doğru Bir Transfer mi? - Doğru Transfer Puanı Uygulaması -


Kesinlikle. Hatta bizim DTPU değerlendirmemize göre -detaylı bilgi için tıklayınız- kendisinin puanı; 10 / 8.1. Bu oran Fernandes'ten sonraki en yüksek orandır. Hem yaşı hem de gelecek vaat eden, daha doğrusu Avrupa'ya pazarlanabilmesi her zaman mümkün olan bu futbolcudan Beşiktaş'ın zarar etmesi mümkün değildir. Zaten, düşük bir bonservis bedeliyle takıma katılması en yüksek ihtimaldir. Beşiktaş'ın dirençli ve korkutucu bir forvete ihtiyaç duyduğu uzun zamandır malumunuz. Ayrıca pres gücünden öte rakip defansı bekleten bir yapısı vardır. Her ne kadar Türkiye'deki çoğu defans zaten çakılı beklese de, Avrupa'da etkisi daha fazla olacaktır. Aynı zamanda, Avrupa kupalarında bulduğunuz pozisyonları değerlendirmek zorunda olduğunuz başka bir gerçek. Yoksa ilk Porto maçındaki gibi yenilgiden kaçamazsınız. Bulduğunuzu atmak mecburiyetindesiniz. Hugo, bunu sonuna kadar yapacak bir futbolcudur.


Taraftar Sever mi?


Taraftarla birlikte oynayabilen bir başka oyuncu. Artık ceza sahası dışından da ya da frikiklerden de gol atma ihtimalimiz olacak ve her duran topta, her topu ayağına aldığında ayağa kalkacağız. Her an her şeyi yapabilecek yetenek ve zekada bir oyuncu. Guti'nin ara paslarına kaçacak ve onları değerlendirecek, hiçbir zaman vazgeçmeyen, fiziğiyle sonuna kadar direnen ve hırslı bir oyuncu, daha da önemlisi başarıya ve kendisini sonuna kadar kanıtlamaya son derece aç kalmış bir futbolcudur. Tıpkı Q7 gibi. Sistemin vazgeçilmezi olacaktır.


Handikapları Nelerdir?


Uyum sorunu yaşamayacaktır lakin pres gücünün zayıf olması, sistemi sekteye uğratabilir. Buna ne tür önlemler alınacağı teknik heyetin becerisine bağlı. Belki biraz da agresif olmasından bahsedilebilir. Şu anda Bundesliga'da 3 maç ceza almış durumda. Schuster'in karizması ve otoritesinin buna mahal vereceğini düşünmüyoruz ama bir handikap budur bizce. Bir de açıkçası, biz bu tarz oyuncuları seven bir taraftar grubuyuz. Ne kadar sorun olarak algılanabilir, bilinmez. Aşırıya kaçılmadığı sürece tabii...


Başka?


Türkiye Ligi'ni sallayıp atacak bir futbolcuya sahip olacağız. Tıpkı Trabzonspor'un Jaja'sına benzer ve onun daha gelişmiş ve disiplinli bir versiyonuna sahip olacağız. Hatta direkt forvet oyuncusu olan haline. Ayrıca orta sahada dağıtacağı paslar ve oyun zekasıyla da "gelen topa vuran" santrfor olmadığını herkes görecektir. Çok umutluyuz.


Sonuç?


Beşiktaş, aradığı golcüyü bulmuştur. Pascal ruhuna sahip, hem antrenör hem de futbolcuları takıma katmaya devam ediyoruz. Beşiktaş ruhunu, sahada göreceğiz gibi artık.


Son derece başarılı bir transfer çalışması olur. Sonuna kadar bu takımda oynayacağına ve uyum sağlayıp zorluk çekmeyeceğine, karakter olarak da Beşiktaş'ımıza yakışacağını düşünüyoruz.


Umarız ki öyle olur.


Beşiktaş'ımıza hayırlı olsun.

Takım Çok mu Yaşlı?


Beşiktaş Takımının yaş ortalamasının çok yüksek olduğunu her yerde görüyor ve okuyorsunuz. Bu durumu biraz daha detaylı incelemek istedik. Takımdaki futbolcular ve yaşları şu şekilde;

Rustu Reçber - 37
Hakan Arikan - 28
Cenk Gonen - 22
Ibrahim Uzulmez - 36
Ismail Koybasi - 21
Ibrahim Toraman - 29
Matteo Ferrari - 30
Ersan Adem Gulum - 23
Tomas Sivok - 26
Tomas Zapotocny - 29
Ridvan Simsek - 19
Erhan Guven - 28
Ekrem Dag - 30
Roberto Hilbert - 26
Michael Fink - 28
Fabian Ernst - 31
Necip Uysal - 19
Onur Bayramoglu - 20
Tabata - 30
Yusuf Simsek - 35
Ricardo Quaresma - 28
Guti Hernandez - 33
Nihat Kahveci - 31
Bobo - 25
Filip Holosko - 26
Mert Nobre - 29
Aurelio - 32

TOPLAM YAS ORTALAMASI: 27.81

Yüksek mi peki bu oran? Evet. Fakat esas olarak kadronun yaş ortalaması yanıltıcı bir istatistiktir. Çünkü, kadro derinliğine yaş olarak bakılmaz. Beşiktaş'tan neredeyse ayrılması kesin olan futbolcuları ve "abilik" için duran, Rüştü ve Yusuf 'u çıkarttığınızda karşınıza bambaşka bir tablo çıkar. Yani sadece rakamlara bakarak büyük yorumlar yapmak, ya gerçekleri bilmemektir ya da bilerek üstünü örtmektir.

Zaten, dünyada gittikçe ilerleyen futbolcu yaşı ve "olgunluk" dönemi klişelerine hiç girmeyeceğiz. Bu tarz saçmalıkları yeterince kanallarda ve gazetelerde söyleyenler var, sağ olsunlar. Bizim derdimiz ise başka...

Beşiktaş'ın muhtemel ilk 11'indeki durum ise şöyle; Cenk (22) - Toraman (29) - Sivok (26) - Ersan (23) - İsmail Köybaşı (21) - Ernst (31) - Guti (33) - Necip (19) - Q7 (26) - Tabata (30) - Bobo (25) -> 25.90 *

Bu kadro değiştirilebilir, daha yaşlı ya da daha genç oyuncular da koyulabilir. Kesinlikle konumuz sahaya çıkan futbolcuların gençliği değil burada. Esas olan, yaş ortalamasını arttıran mevkinin Orta Saha olmasına dikkat çekmektir. Deneyim gerektiren ve maç kazandıran "orta saha" gibi zorlu bir bölgenin yaşı nispeten geçkin futbolcular tarafından doldurulmasından doğal ne olabilir ki? Binlerce örnek verilebilir ama gerek yok. Sahadaki en hassas bölgemiz tecrübe ve dayanıklılık odaklı kuruluyor. Yaşlarına rağmen gösterdikleri mücadeleyi anlatmaya da gerek yok. Fakat, tüm takımın en yaşlı sadece bir bölgesi varsa, bunu düşünmek gerekmez mi?

O kadar da yaşlı bir futbol takımına sahip değiliz. Tüm bunlara, gidecek ve gelecek futbolcuları da ekleyince ortalama iyice düşecektir. Siz bakmayın yaşlılık göndermelerine, sadece Denizli'nin kadrolu arkadaşlarını tasfiye etmeye başlıyoruz.

Bütün mesele bu.

*Beşiktaş'ın bugüne kadar oynadığı maçlarda sürekli değişen kadro yapısı göz önüne alınarak ihtimallerden biri yazılmıştır.

Tekke ve Vaziyet


Fatih Tekke... Büyük umutlarla transfer edilmiş, kimi çevrelerce de hiç istenmemiş futbolcu. Geldiği günden beri ne kadar oynadığı, neyi yapıp yapmadığı ya da futbolculuğunu tartışmayacağız.

Futbolcular ve takımları arasında çeşitli sorunlar olabilir. Dünyada böyle şeylere çok rastlanıyor. Neticede bu son derece insan ve onun zaaflarına dayanan bir spor dalı. Buraya kadar her şey normal.

Ama...

Bizce, Fatih Tekke, an itibariyle Beşiktaş'a çok büyük bir katkıda bulunmuştur. Schuster ile aralarındaki tartışma ne olursa olsun, galip çıkan kesinlikle Schuster olmuştur. Kendisinin ne kadar titiz, inatçı ve taviz vermeyen bir insan olduğunu anlamış bulunmakta tüm ülke. Bu takım için de geçerli pek tabii. Buradan bakınca, takımda artık kesinkes bir Schuster egemenliğinin kabul gördüğü düşünülebilir. Çünkü, bir şekilde bu adamın otoritesinin dışına çıkmak isterseniz, sonunuz Fatih Tekke'ye benzeyecektir. Tüm takım bunun farkında ve disiplin olarak hocanın aksine bir harekette bulunamazlar. Schuster, Tekke sayesinde hem otoritesini güçlendirmiş hem de kendisini kısa zamanda futbolcularına tanıtmıştır. İleride yaşanması muhtemel, üstelik de daha önemli futbolcuların bu tarz hareketlere meyletmesi ihtimali tamamen ortadan kalkmıştır.

Çünkü, bunun sonucu takımdan kesinlikle gönderilmektir.. Artık futbolcular ve diğer çalışanlar bunu gayet iyi biliyorlar. Asla geri dönüşü olmayan bir adam Schuster. Kişisel olarak eleştirebilirsiniz, futbolcuyu kazanmalı ya da böyle inatçı olmamalı minvalinde, ama bu karakterini de yansıttığını ve takım üstünde önemli bir otorite sağladığını da görmemezlikten gelemezsiniz. Schuster, şansını da yanına alarak, basının çok önemsediği, saldırmak için kullandığı bir kanalı, lakin taraftarlar ve takım tarafından çok da kaale alınmayan ve önemsenmeye bir futbolcu üzerinde bunu göstermiştir. O kadar kıvamında ve o kadar doğal ki...

İşler arap saçına dönmeden, takım Fatih Tekke'nin egemenliğine ve ona muhtaç olacak hale gelmeden, yani doğrusu oyuncuları yanına almasına müsaade etmeden bunu gerçekleştirmiştir. Futbolcular hem durumun ciddiyetini anlamış hem de huzursuzluk çıkartacak bir mevzu olmamıştır.

Fatih Tekke'yi istemediği ya da beğenmediği için kadrodan çıkartmıyor Schuster. Kendisinin tüm takımdaki oyunculara uzunca müddet şans verdiğini ve kimilerinin hatalarına rağmen bundan geri adım atmadığını göz önüne alırsanız, mesele Schuster'in Tekke'ye kafayı takmaması olduğunu anlarsınız. Her şey gayet net; Tekke, bir terbiyesizlik yaptı ve sonuçlarına katlanıyor. Kendisinin 'özür' dilediğini de düşünmüyoruz. Böyle bir adımı Schuster geri çevirmeyecektir. Lakin, Tekke'nin takımla bağlarını kopardığını söylemek mümkün. Schuster ile aralarında geçen tartışmanın ardından Tekke'nin aynı azmi göstermediği ve takımdan uzaklaştığı yani, kazanılması için hiçbir adım atmadığını, oldukça şahsi ve kinli hatta ve hatta 'asi' bir profil çizdiği kesindir. Neticede kendisi Karadenizli ve hem dik hem de ters bir insandır.

Aslında, tüm taşlar yerine oturmuştur. Fatih Tekke, Beşiktaş için büyük bir kayıp değildir. Kendisi, egosu ve liderlik özellikleri yüksek bir oyuncu. Beşiktaş takımında bu haliyle bunların ona adledilmesi zaten mümkün değildi. Ve sonuç olarak uyum sağlanamadı, kanlar birbirine uymadı.

Fatih Tekke'ye, Beşiktaş takımının disiplin yönüne yaptığı katkılar, Schuster'in otoritesini sağlamasına yardımlarından dolayı ve yönetimin Schuster'in arkasında olduğunu kesinkes göstermesini sağladığı için teşekkür ediyoruz.

İyi ki geldin Fatih ve güle güle.


---Yazının ardından ajanslara geçen haber---
Son Dakika Haberi; Fatih Tekke, bizim yazımızın ardından bazı açıklamalarda bulunmuş. İçerisinden bir bölümü dikkatimizi çekti. Şöyle diyor;"O olayın ardından Hocamız hatalı olduğunu kabul ederek benden özür diledi. O olayda ben hatalı olsam hocamdan bin defa özür diler elini öperdim." demek ki kendisi özür dilememiş. Biz ne demiştik?
---