Schuster etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Schuster etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Kasım 2010 Cuma

Biz Demiştik!


Son dakika olarak geçilen haberlerden birini sizinle paylaşmak istedik;

"Antrenmanlarda etkili performans sergileyen Fatih Tekke'nin Galatasaray derbisinde büyük ihtimalle ilk 11'de sahada olması bekleniyor." Sporx.com


Bizim tahminimiz tutacak mı dersiniz?

GS-Beşiktaş derbisi öncesi BeşiktaşkUlan'ın yaptığı incelemede "Tekke oynayacaktır" (25 Kasım 2010) diye bir iddiamızı yazıya dökmüştük. Sporx'in bu haberi gerçekleşirse, maç analizimizin ilk bölümü şimdiden başarılı olacaktır.

Ne demiştik?

"Peki neden Fatih? Bize göre, Schuster, Fatih Tekke'ye bir sürpriz yapıp bu maçta yer verecektir. Hatta daha önce konuştuklarını ve bu maça özel hazırlandığını, sonrasında da devam edeceğini farz ediyoruz. Fatih'i silmeyecektir ki Schuster'in en önemli meziyeti futbolcuları takıma kazandırabilme yeteneğidir. Keza, Fatih ile de basının abarttığı gibi bir durum yaşadıklarını sanmıyoruz."

Bakalım bu ve diğer tahminlerimiz gerçeğe dönüşecek mi?

BesiktaskUlan sitesi olarak herkesin es geçtiği bu gerçeği önceden haber vermiştik. Nedenlerini tek tek belirttiğimiz bu durumu bir tek BesiktaskUlan sitesinde okudunuz. Öncü olduk, olmaya da devam edeceğiz.

Bu ve diğer tahminlerimizin başarılı olması bizi şaşırtmayacaktır.

Aksine, Türkiye'de kimsenin görmediği bazı gerçekleri ve bizim başarımızı kanıtlayacaktır. İddialarımızın arkasındayız. Maçtan sonra hepsini tek tek inceleyeceğiz sizlerle birlikte.

BesiktaskUlan sitesine güvenmeye devam edin lütfen. Alanımızda tek ve en başarılı site olmak için çalışmalarımıza devam etme gayretindeyiz. Bunun da karşılığını alacağımızı düşünüyoruz. Bu haberler, gelecekteki muhtemel başarımızın ilk izleridir.

Bizi takip etmeye devam edin.

Hiçbir yerde yazılmayan gerçekler sitemizde yer almaya devam edecektir.

Maç analizinin tamamını görmek için tıklayınız lütfen.

Düzenleme; Haber1903.com da aynı haberi bugün teyit eden bir bilgi geçmiş bulunmakta.

25 Kasım 2010 Perşembe

Ukala Schuster!


Senin, Türkiye Ligi Şampiyonun 6 tane gol yiyor.

Türkiye Ligi'nde 60'ların futbolu mu oynanıyor? Yok canım, ne alakası var. 80'ler bilemedin taş çatlasa 90'lar. Haddini bil Schuster!

Adamı biraz rahat bırakın da, bir gram da olsa değişsin şu ülkenin ya da Beşiktaş'ın kaderi...


Galatasaray - Beşiktaş / Maç Analizi ve Tahmin



Galatasaray-Beşiktaş maçı öncesi bir inceleme yazısı farz oldu. Öncelikle iki takımın dizilişlerini ve bugüne kadar ki performanslarını, maç öncesi neler olabileceğini tartışıp sonrasında da maçın sonucunda ne olabilir, onun hakkında fikir yürüteceğiz.

________________________________________________________
GALATASARAY

Muhtemel Taktik ve İlk 11;

Galatasaray takımının son dönemde yaşadığı sorunlar ortada. Bunları tekrar tekrar dile getirmenin bir manası yok. Yukarıdaki kadro, bize göre sahaya çıkmaları muhtemel bir onbirdir. Bazı hatalar olabilir tabii ama bize göre esas hata takımda zaten. Galatasaray'ın son derece işlevsiz bir kadrosu olduğu ortada. Cana sakat bildiğimiz kadarıyla -maça yetişecekse Sarp yerine girecektir kadroya-. Pino'nun forvetteki yeri değişmez, bir sürpriz olur da Baros forma giyerse zaten tüm bu yazıyı çöpe atabiliriz gönül rahatlığıyla. Baros, tüm Türkiye liginde, sonuca doğrudan ve hatta ekstra müdahale edebilen tek forvet ama durumunu biliyorsunuz.

Yukarıdaki kadrodan devam edecek olursak; kalede çok ciddi bir sorunları var.

Ufuk Ceylan her maçta üst seviye hata yapabilecek bir kaleci. Beşiktaş için büyük bir avantaj. Keza mücadelesine rağmen Sabri de çoğu yerde yetersiz kalıyor fakat bu maçta sırıtmayacağını düşünüyorum. Hatta GS adına önemli adamlardan biri olabilir. Solda İnsua'yı geldiği günden beri beğenen biri olarak, daha çok sorumluluk alacağını düşünüyorum. Kendisinin maç içinde konsantrasyonunu kaybetme bir handikabı yok çünkü. Sağda oynaması muhtemel Holosko karşısında zorlanacağını zannetmiyoruz.

Neill her zamankinden farklı olmayacaktır lakin yanındaki Servet hata yapmaya ve bunu devam ettirmeye hem inatçı yapısı hem de kısıtlı yetenekleriyle çok müsait. Bu maçta da sık sık sorun yaşayacağını hatta kritik bir hata yapacağını öngörüyoruz.

Ayhan, Barış, Mustafa Sarp'tan oluşan orta saha direnci yüksek fakat yetenekleri düşük oyunculardan oluşmakta. Zaten esas amaç böyle bir kadroda ancak beraberliği kurtarmaktır. Bu maçta da iyi işler yapacaklarını düşünmüyorum ama yine de direnecekleri muhakkak. Şahsen Beşiktaş orta sahasına kolayca teslim olacaklarını düşünmüyorum ki Beşiktaş da basan ve koşan orta sahalara karşı mütemadiyen sorun yaşayan adamlardan oluşuyor. Sadece koşacaklar ve topu kanatlara atmaya çalışacaklar. Ellerinden gelen budur. Dikine oynayabilme kabiliyetleri yok.

Elano ve Kewell ise bence şu halleriyle yetersizin bile ötesindeler, koşacak, mücadele edecek güçleri de inançları da yok. Elano yine de başlıbaşına bir tehlike olmakla birlikte, maça direkt etki edebileceğini sanmıyoruz. Lakin yine de düşük bir ihtimal olsa da, bu tip maçlarda her şeyi yapabileceklerini bilmek gerek, hesaba katılmalı. Takımın ayakta kalan tek oyuncusu olacaktır ileri uçta. Hele ki transfer söylentileriyle moralli hale geldiyse. Kewell ise GS taraftarının baskısıyla kalmış, bizim için de bir futbol efsanesidir. Keşke, onun etkili olabileceğine dair satırlar yazıp, önlem alınmasını isteyebilseydik ama maçta hiçbir şey yapacağını düşünmüyorum. Zaten onun yerine oynayabilecek oyuncu da yok. Kewell, ilk on birde olmazsa, GS'nin hücum organizasyonu diye bir şey kalmaz ortada. Konyaspor gibi kapanırlar tüm gün ki o da ihtimaller arasında.

Pino... Gelen her topa vurmaktan ibaret bir forvet devşirmesi. Hızlı ya da oyun zekasına sahip değil. Kendi halinde bir oyuncu, büyük bir yetenekten mahrum kendisi. Beşiktaş savunmasının bıraktığı boşluklarda yıldız olabileceği düşünülebilir ama tüm bu muhteşem ihtimalin tek bir çıkar yolu var; o da Beşiktaş orta sahasının direnç göstermeden yılmasıdır. Nispeten defansif gücü zayıf gibi gözükse de güçlü bir orta saha ile Beşiktaş'ın Pino'ya nefes dahi aldırmayacağını zannediyoruz.

Galatasaray Nasıl Oynar?

Galatasaray, maçın başından sonuna kadar koşacak ve esasen kapanacaktır. Beşiktaş'ın zaaflarını görmemek için kör olmak gerek. Kontra atağa dayalı ve savunma arkasına Pino'yu kaçırmaktan ibaret bir strateji belirleyeceklerdir. Zayıf kondisyonlarını ve konsantrasyonlarını maçın tamamına yaymak amacıyla sakin ve bekleyen bir oyun tarzına döneceklerdir. Maçta pek fazla varlık göstereceklerini düşünmüyoruz. Bir nevi FB maçının tekrarı olacaktır. Oynayabilecekleri tek sistem de bu zaten.

Maçın Kritik Adamları; Elano, Servet, Pino.

_______________________________________________________________
BEŞİKTAŞ

Muhtemel Taktik ve İlk 11;


Cenk'in artık Beşiktaş kalesinde sabit kalması gerektiğine dair inancımız devam ediyor. Schuster, büyük bir risk ve formasyona girmezse kalede Cenk olacaktır. Ki kalede bile bu kadar şüpheye düşülmesi ve sürpriz beklenmesi, takımın en büyük kaosudur aynı zamanda. Kadro kurarken "acaba?" demeden hiçbir futbolcuyu koyamadık ve maç ilk onbirinde hepsinin tutmayacağını, sürprizler olacağını düşünüyoruz. Neyse, velhasıl kelam Cenk hak ettiği kaleyi alırsa, maç boyunca iyi bir performans sergileyeceğini düşünüyoruz.

Toraman her ne kadar sistemin adamı olmasa da, Zapo göz önüne alındığında alternatifsiz hale geliyor. Ersan ise sakat değilse artık kolay kolay kadrodan çıkmayacaktır. O sakatsa Zapo düşünülecektir ve bu takımın gücünün %10 azalması demektir. Direnci düşük ve rakibin arkasını dönmesine izin veren bir futbolcu Zapo. Oynayabilme ihtimali bile 5 cümle sarf etmemize neden oluyor. Lakin biz en iyi senaryo üzerinden devam edecek olursak; Ersan bu takımın artık değişilmezidir. Toraman ile iyi bir ikili değiller henüz, hiçbir zaman da arzu edilen seviyeye geleceklerini düşünmüyoruz. Aralarındaki kalite ve mental farklılıklar kapatılamaz.
Lakin idare edeceklerdir. Ayrıca savunma örgüsü Ersan üzerinden şekillenirse daha sağlıklı olur. Konya maçında yenilen ikinci golde Erhan'ın pozisyon hatasından bahsedilse de, esas sorun Ersan'ın yanlış yerde durmasıdır. Önünde futbolcu ya da tehlike yok iken, sağ kanada doğru kayması, Erhan'ı da içeri doğru çekilmeye mecbur etmiştir. Keza oradaki oyuncunun önüne geçmek zorunda kalmıştır. Ersan, bunları öğrenebilecek ve geliştirebilecek bir futbolcu. Yakın zamanda bu hatalarını en aza indirgeyecektir daha da önemlisi, hayati boyutta olmayacaktır. İkilinin değişmemesini umut ediyoruz.

----------------------------------------------------------------
İşte Ersan'ın Konyaspor maçındaki hatası;

Pozisyon Yorumu; İkili olarak herkes adamını almış durumda. Yalnız Ersan'ın üstüne gelen adam hem uzakta hem de takip ediliyor. Burada sağ kanada hiçbir amacı olmadan gelen Ersan, Erhan'ın da yanına gelmesine sebep oluyor. Çünkü Ersan'ın alması gereken adamı o alıyor ve arkası boş kalıyor. Buradaki esas hata Ersan'dadır.
-----------------------------------------------------

Sağ bekte, Erhan'ın oynatılma ihtimaline tahammülümüz olmadığı için orada Hilbert iyi bir alternatif olarak gözüküyor. Bek pozisyonunda daha başarılı olduğunu düşünüyoruz. Her ne kadar birebirde çalım yese de, hırsı ve azmi bunu kapatabiliyor. Ayrıca GS'nin onun önüne koyacak bir süper yeteneği de yok. O yüzden biraz da maça göre düşünürsek, Hilbert burada iyi oynayacaktır. Solda İbrahim Üzülmez. Karşısına kim gelirse gelsin sorun yaşamayacaktır. Kademe bilgisi ve hızıyla azmi birleşince GS karşısında iyi bir 90 dakika çıkartacaktır.
---
Biz, defansif anlamda çok büyük hatalar ya da kaos olacağını sanmıyoruz. Beşiktaş, en fazla 1-2 pozisyon verecektir normal şartlarda. Herhangi bir duran toptan ya da rastgele ya da ultra organize bir atakta yenecek "beklenmeyen" bir gol elbette bu denilenleri değiştirecektir. O zaman biraz daha bilinçsiz bir moda geçiyor Beşiktaş defansı. Özellikle de, orta saha ile bağlantıları anında kopmaya başlıyor, ara açılıyor ve pozisyon verme riski artıyor.
---
Bu diğer bir ihtimal. Lakin bu gerçekleşse bile, yine de çok fazla boş alan bırakılmayacaktır bu sefer. Beşiktaş yavaş yavaş öğrenen bir takım. Bu sefer daha derli toplu ve bütünlüklü bir oyun oynayacaktır ve köşe vuruşlarında ahmakça pozisyon hataları yapıp bir oyuncunun 50 metre top sürmesine izin vermeyecektir. Ayrıca bu maçın konsantrasyon düzeyi farklı olacaktır. Beşiktaş'ın en büyük sorunu, öne geçerse son dakikalarda telaş yapmasıdır. Bu da gerçekleşebilir. Lakin bu maçta onu da göreceğimi düşünmüyoruz. Yine maça ve skora hakim olarak kapatacaktır. Guti artık ağırlığını koyarak yönlendirecektir. Onsuz olmadığı gözüktü çünkü. Schuster, bunları es geçerse Türkiye kariyeri gerçekten tartışılır.

Orta sahada Mehmet yerine şahsen Necip'in oynayacağını düşünüyorum. Lakin Schuster defansif direnç adına ondan vazgeçmiyor. Oysa ki Necip, dengeli bir defans sergiliyor ve hücumu da es geçmiyor. Mehmet, hücumda hiç yok. Ama kelimenin tam anlamıyla "hiç yok". Çıkmıyor, ilerlemiyor, pas bile atmıyor. Beşli defansa geçiş yapıyor. Belli ki bu hocanın isteği ama bu maçta değiştirecektir diye düşünüyoruz ya da umuyoruz. Necip daha arzulu ve pozisyon icabıyla daha faydalı. Yaptığı hataya rağmen maçtan kopmuyor ve devamlılık sağlıyor. Biz, peşin peşin Mehmet yazdık ama sürpriz bekleyin deriz.

-----------------------------------------------------------------
Ayrıca köşe vuruşlarındaki pozisyon hatalarını da bu hesaba katmak gerek. İşte Mehmet'in hatası;

Pozisyon Yorumu; Bu pozisyonun sonrasında hatalar peş peşe geliyor. Yalnız, esas kopma noktası burası. Burada Ernst, her köşe vuruşunda olduğu gibi yerini alıyor ama Aurelio neye hizmet ediyor anlamak mümkün değil. Pozisyona uzaklığına bakar mısınız? Necip, bu kadar içeri girmez.
---------------------------------------------------

Tabata ise değişmeyecektir. Yine Beşiktaş'ın zayıf karnını oluşturacaktır. Taktiksel olarak bir yere ait gibi oynamıyor, Q7 yok iken muhtemelen orada yer alacaktır fakat bağlayıcı olmaz. Yani sol kanatta Beşiktaş'ın "idareten" var olacağını farz edebiliriz. Belki yerine İsmail oynayabilir ki daha da faydalı olur ama o zaman da orta saha direnci düşmüş oluyor ister istemez. Tabata, her ne kadar pres yapsa da top kapma ve kullanabilme açısından zayıf. Sırf rakibi oyalama adına sahada yer alacaktır, tabii bir de duran topları kullanması sayesinde.

Guti, bu takımın sahadaki liderliğini bu maçta kanıtlayacaktır. Bakınız, kanıtlamalı demiyoruz, kanıtlayacaktır, diyoruz. Her ne kadar kasap GS orta sahasında yine kronik sorunlarını yaşaması muhtemel olsa da, bu sefer daha dirençli ve istekli olacaktır. Rakip orta sahayı üç dört pas yaparak aşabilir. Anında geride kalan orta saha ile Guti başbaşa kaldığında Türkiye ligine göre "yüksek" seviyede tehlike oluşur zaten. Hele ki bu defansa sahipken GS. Gerçi, GS'nin defansının oldukça sağlam olduğunu söyleyebiliriz lakin kişisel hatalara çok müsaitler. Kağıt üstünde bizce iyi ama sahada farklı bir defans kurgusu var takımın. İnsua, Servet ikilisinin üstüne oynayabilir. Solda da, Tabata'nın Sabri önündeki başarısına göre hücum şekli değiştirilebilir. Her yerden ihtimaller sözkonusu.
---
Ernst... GS orta sahasını daha çok rahatsız edecektir. Top sürme konusunda beceriksiz ve paslaşma konusunda yeteneksiz rakip orta sahasına göre gerçekten "fazla" gelen bir oyuncu Ernst. Fiziki açıdan bile tek başına üstünlük kurabilir. Ernst, bu maçın yıldızı olabilir. Ayrıca Necip oynarsa hücum alanında daha çok gözükür ve yeteneklerini sergileyebilir. Aurelio varken, bundan özellikle kaçınıyor keza defansa gömülü Mehmet yerine oyunun diğer yönünü de oynamak zorunda kalıyor ki bu da hatlar arasındaki koca koca mesafelerde pek yararlı olmuyor. Çünkü dönen top rakiple buluşuyor. O arada bağlantıyı kesmesi gereken Ernst, hücumla defans arasında bir yerde görev yapmaya başlıyor ve duran Guti ile takımın damarları arasındaki bağlantı tamamen kopuyor. Yaratıcılığa ulaşması için gereken pas varyasyonu ve oyuncu görevleri tamamlanamıyor ve hücum birden oyundan düşmeye, takım defansif olarak geriye yaslanmaya başlıyor. Yani Ernst ile Mehmet yan yana oynamalıdır. Mehmet, bir adım geride kaldığı anda bambaşka bir kimliğe bürünüyor ve Ernst'i de yanına çekiyor. Bu Schuster'in görmesi gereken gerçek aynı zamanda. İkisi yan yana kaya gibi bir orta saha halini alıyor. Hele ki, Necip oynarsa Beşiktaş otomatik olarak bu düzene geçiyor ve hem daha yaratıcı hem de daha güçlü bir defans düzeyine geçiyor. Sivas maçında yaşananlar ise rakibi oyuna dahil eden bir hatadan ibarettir. Aynen bu düzen tıkır tıkır işler takımda.
---
Holosko... Kendisinin oynayacağını düşünmüyoruz. Bu kadar tepki alan futbolcuyu, Schuster hemen kızağa çekiyor. Bkn; Hakan Arıkan. Fakat dediğimiz gibi Erhan-Hilbert sağ kanadından daha tercih edilebilir bir seçenektir. Onun yerine de oynayacak adam yok. Belki Tabata o kanada, İsmail sola geçebilir ki, o varyasyondan da bahsetmiştik az evvel. Maçta ise çok etkili olacağını düşünmesem de, bir nebze daha iyi bir performans göstermesi muhtemeldir. İnsua'nın da içinden geçmeye çalışacaktır, aldığı boş topları yine harcayacaktır. Düşük bir ihtimal ki belki toparlanabilir lakin hiç zannetmiyoruz. Bir adım daha ötede futbol oynamayacaktır çünkü bu iki yıllık bir süreç ve Holosko iki yıldır son derece silik her haliyle. Belki savunma arkasına atılabilecek bir iki topta iş yapabilir. İnsua'nın mecburen hücuma çıktığı anlardan faydalanma kabiliyetimize bağlı biraz da. Bu sefer %1 bile olsa daha iyi görüneceğini tahmin ediyoruz.

Fatih Tekke... Bu dizilişi gören arkadaşlar, neye göre bu seçimi yaptığımızı düşünmüştür. Bu, bizim oynamasını istediğimi kadro değildir. Mecburiyetten şekillenen bir kadrodur. Eğer öyle olsaydı Necip'i hiç düşünmeden yazardık. Peki neden Fatih? Bize göre, Schuster, Fatih Tekke'ye bir sürpriz yapıp bu maçta yer verecektir. Hatta daha önce konuştuklarını ve bu maça özel hazırlandığını, sonrasında da devam edeceğini farz ediyoruz. Fatih'i silmeyecektir ki Schuster'in en önemli meziyeti futbolcuları takıma kazandırabilme yeteneğidir. Keza, Fatih ile de basının abarttığı gibi bir durum yaşadıklarını sanmıyoruz.
---
Fatih, bu maçta yer alacak ve Schuster ona olan güvenini gösterecektir. Biraz da, Schuster, basının ve taraftarın isteğini yerine getiren bri antrenör. Uzunca müddet şans verdiği Hakan ile ilgili her ne kadar "yeterince şans verdik" dese de, bu maçtan öncesinde de Cenk'e kaleyi vermişti. Hatalarında inat eden biri gibi gözükse de, inat değil, sadece hatayı düzeltebilme isteği kendisindeki. Yoksa hata olduğunu görüyor ya da oyuncunun ne kadar basiretsiz olduğunu. Lakin oradaki temel amaç; oyuncuyu kaybetmemek. Çünkü, bir futbolcuyu kötü oynadığı maçtan sonra kızağa çekerseniz ya da birkaç maçtan sonra, takımdaki herkes bu "kızak" korkusundan ne yapacağını şaşırır. Çünkü maçlık performans gösterdiklerini düşünürler ve korkuları takıma da yansır. Schuster böyle bir kaosa izin vermiyor. Önce takımın içine sinmesini sağlıyor. "Birkaç hata yaparsanız, bir daha oynayamazsınız." dememek için inatla direniyor. Uzun vadeli düşünüyor. Her ne kadar bugüne kadar kazanamasa da yine de daha kötü hale gelmesini engelliyor bu tarzıyla. Oyuncular, birkaç maç oynayarak kötüden iyiye geçebileceklerini, onlara bu şansın verildiğini farz ediyorlar.

Beşiktaş Nasıl Oynar?

Buradan tekrar bağlarsak, Fatih bu maçta bize göre sürpriz bir şekilde on birde oynayacaktır. Schuster, Nobre'yi tercih etmeyecektir. Çünkü o da, orta saha ve defans yardımı amacıyla -ki bu konuda haklı, takımdaki o boşlukları görüp gitmemek aptallık olur- çok fazla geriye geliyor. Taraftarın gözünde bu "para" etmese de, her daim koşması ve alan kapatması takımın direncini arttırıyor ve onun varlığı azme olumlu katkı yapıyor. Takımı, oyuna bağlayan oyunculardan biri. Fakat, tüm bu konsantre bağlantısına rağmen, gol pozisyonundan uzakta kalıyor. Aslında Necip'in oynadığı bir takımda bunu daha iyi yerine getirebilir ama Aurelio varsa, Nobre oynayamaz. Bağlantılar Beşiktaş takımında farklı işliyor. Ayrıca Nobre'nin eski Nobre olmadığı da biraz ortada.Bizce, Fatih oynayacak ve Aurelio'nun defansif yönünü forvete çekebilecektir. Fiziği nispeten daha güçlü ve varlığı takıma güven verebilir. Üzülmez, bu konuda "Q7 ve Guti bize özgüven veriyor." derken haklıydı. Her futbol oynayan bilir ki, takımın yıldızı yoksa futbolcunun kafasında "acaba" şüphesi oluşur ister istemez. Fatih de, bu lider özelliklere sahip bir futbolcu. Yeter ki devamlılığı sağlansın. Schuster'in sürprizi seven gözüken yapısı aslında onun bir kimliği ve sürprizden öte planlarının bir parçası olduğu için bu sefer Fatih oynarsa kimse şaşırmamalı.

Takımı ileride tutabilecek ve ataklara olgunluk katabilecek hepsinden de önemlisi, nadir de pozisyon yakalasa gol atabilme ihtimali daha yüksek olan Fatih, artık uslanmış ve hazır durumdadır. Bu maçta oynarsa, yıldızı olma ihtimali de çok kuvvetlidir. O zaman Schuster'e, "Gördün mü Fatih'i?" diyecekler, burada yazdıklarımızı okumadan ama olsun, onlar ders verdiklerini zannetsinler, biz farkındayız her şeyin. Beşiktaş'ın kontra atak sorunu olsa da, Fatih ile bunu gerçekleştirebileceğini görüyoruz. Fatih, artık oynar.

Maçın Kritik Adamları; Mehmet Aurelio, Guti, Ernst.

________________________________________________________
MAÇ TAHMİNİ

Beşiktaş'ın takım olarak daha iyi olduğu ortada. Yalnız hassas dengelere ve yeni bir sisteme sahip olması bazı sıkıntıları da beraberinde getirmekte. Beşiktaş, orta sahadaki direncini arttırırsa, maç boyunca sorun yaşamayacaktır ve gol yeme ihtimali bizce çok düşük, en fazla 1 gol bizce.
Galatasaray'ın avantajı ise Elano-Pino'nun kişisel yetenekleridir. Başka bir şekilde, galibiyet için oynamaları mümkün gözükmüyor. Hagi de bir puanı tercih eden birisi. Beklemeyi seçecektir ve acele etmeyecektir çünkü elinde hamle yapabileceği futbolcusu yok.

Beşiktaş eğer acele etmeden beklerse ve direncini yüksek tutarsa bolca pozisyon ve Fatih oynadığı takdirde gol de bulacaktır. GS'nin maçın sonuna kadar aynı fiziksel gücü koruması mümkün gözükmüyor.



Skor Tahmini; Galatasaray: 0 - Beşiktaş: 2

Tabii, futbol bu her ihtimal muhtemeldir.

Umarız ki iyi oyunla kazanan Beşiktaşkımız olur.

24 Kasım 2010 Çarşamba

Sevgili Oktay...


Sevgili Oktay,

Sen ki, Beşiktaş tarihinin en büyük golcülerinden birisin. Yıllar yılı senin gollerinle büyüdük, sahadaki umudumuzdun, onbir seçimlerimizin değişmez adamıydın ve o siyah beyaz forma o kadar yakışırdı ki sana...

Attığın gollerin hepsi hafızamıza kazınmış vaziyettedir, hele ki Avrupa'dakiler. O dönemde zordu bunları atmak, yeni yeni nefes alıyordu Türk futbolu ve sen başını çekiyordun artık değişen ve gelişen bu yeni dönemin. Her maçta gol atabilme ihtimalini seviyorduk, o Avrupai son vuruşlarını ve ani dönüşlerini, golü sanki koklayarak bulmanı seviyorduk, biz, seni çok seviyorduk, ama...

Beşiktaş sonrası değiştirdiğin 14 takım seni anlatıyor esasında. Sonra gelip bizde jübile yapman da vardığımız noktayı gayet net gösteriyor. Sen, çekirge misali zıplarken oradan oraya, hala hafızamızda Belçika'ya attığın golün tekrarı dönüyordu durmadan ve belki attığın birkaç gol daha.

Her şey çok güzeldi oysa ki, destansı zamanlar yaşıyorduk sen ve biz. Lakin sonuna geldik. Ve 14 takım değiştirdin bizden sonra. 14 takım Oktay! Sen, rengarenksin artık. Ve kimse sevmemiş seni, bizim kadar. Gözün yükseklerdeydi ama jübilen bizde. Ne büyük ironi. Neyi anlamadın sen Oktay? Nerede hata yaptın? Bunları hiç açıklamadın.

Ve sen gittikten sonra kimse adını anmadı ve aramadı seni. Birkaç neslin senden haberi bile yoktu, önümüzdeki dönemde hiç de olmayacak ve sen bunu biliyorsun. O yüzden televizyon ve gazete dünyasına girdin. Kısıtlı futbol bilgin ve ukala tavrınla hemen de ayak uydurdun. Geçmişte kalmış futbol zihniyetin bir tarafa, "Beşiktaşlılığı" kendine dava edinmen bizi hepten rahatsız etmekte. Beşiktaş taraftarını korumak adı altında yaptıkların, bizden ne kadar bihaber olduğunu göstermeye yetiyor da artıyor. Bize yaranmak için laflar edip, kovmaya çalıştığın adamları biz çok seviyoruz oysa ki.

Ama sen oturduğun yerden ve hiç çevrene bakmadan atıp tutup bunu başardığını zannediyorsun. Beşiktaşlılığı konuşacak en son adamsın sen Oktay. Efsane değilsin, olmadın. Bizi de hiç anlamadın. Beşiktaş'ın haklarını savunacaksan eğer, maharet herkese saldırmak değildir, bunu da bilmen gerekir. Bizim hocamıza "haddini aştı" dersen eğer, sen haddini aşmış olursun. O adam babanın oğlu mu? Sen kimsin ki Türk futbolunu savunabilecek hakka sahip olduğunu düşünüyorsun? Neyin var senin elinde? Ama sende haklısın, ülkede futbol yorumcularının mizacı bu. Sende geride kalmadın, ne mutlu.

Bize ve takımına sahip çıkıp, terbiye sınırlarını aşmadan yapabilsen o eleştirileri, emin ol ki, bugün kazandığından daha fazlasını kazanırsın maddi olarak. Parası neyse veririz. Seni reytinglere de boğarız. Üç beş kez çıkıp bir daha uzak kaldığın televizyonlardan da para kazanırsın. Ama sende o yetenek yokmuş, anladık. Şimdi yavaş yavaş silindiğin bu medya sahnesindeki son çırpınışlarını izlemek içler acısı. Elden gelen bir şey yok. Senin hakkında bir yazı yazmak bile seni amacına ulaştırır ama bu da attığın gollerin sadakası olsun. Vefa borcumuzu ödemiş olalım.

Hesap kapansın.
Senin de kariyerin artık bitsin.
Futbolda olduğu gibi,
jübile zamanın geldi.

Sevgili Sergen...

Sevgili Sergen,

Sen, milyonlarca çocuğun efsane ismi oldun. Yıllar yılı mahallenin sahasında herkes kendine Sergen dedi, o kadar "gerçek" futbol efsanesinin yerine. Senin sol ayağın bizim için en mitolojik karakterden daha erdemli ve güçlüydü her zaman. Attığın gollerden, verdiğin paslara kadar dilimizde tüyler bitene kadar anlatırdık, sanki kimse bilmiyormuş gibi...

Biz, sen İstanbulspor'da bize gol atınca "evladından" tokat yemiş bir baba gibi gözyaşları döktük. Üzüldük be Sergen, senin bize gol atarak tüm hayallerimizi, siyah beyaz aşkımızı aldatmana üzüldük. Ama her insan hata yapardı ve biz affederdik. Sadece işini yaptığını ama Beşiktaş aşkının kalbinin ortalarında bir yerde devam ettiğini düşünürdük, öyle sanırdık, kendimizi kandırıyormuşuz meğer, değil mi Sergen?

Sen, hiçbir zaman siyah beyaz renklere ait olmadın ya da taraftara, sen futbolu bile sevmezmişsin oysa, sadece birkaç araba ve kadın tabii çoğunlukla da o her şeyden çok sevdiğin atlar için bir araçmış. Binlerce gencin ve çocuğun hayalleri aslında sadece sahadaki o efsanevi sol ayağa kendilerini inandırmaları, kendi yarattıkları balon bir umutmuş gerçekte. Sen, sadece yaşamak için oynarken futbolu biz seni koyacak ne yer ne gök bulamadık bu dünyada. Ama sende haklısın, neticede futbol ve sevmek zorunda ya da anlamak mecburiyetinde değilsin. Bırak, binlerce gerizekalı seni efsane yapsın sen de onlarla dalga geç, hiç umursamadan...

Bazı gerçekleri net konuşalım mı Sergen? Biz hep görmezden gelsek de sen hiçbir zaman bizim gönlümüzü almaya çalışmadın, bize karşı saygı bile göstermedin. En ufak bir diyaloga ya da açıklamaya gerek bile duymadın. Çünkü umurunda değildik. Sen, atların ve çevrendeki mafyacıklarınla, kadınlar ve arabalar üzerine düzenini kurarken bize dönüp hiç bakmadın bile. Kim bilir neler söylüyordun hakkımızda çevrene. Bugüne kadar en ufak bir saygı lafını ya da dik duruşunu görmedik, umursamadın, nasıl olsa kendi kendine efsane yaratan "aptal" bir nesil vardı karşında. Metin-Ali-Feyyaz sonrası "bir kahramana" ihtiyacı olan yeni nesil, onların duruşlarını da unuttu haliyle. Aramadı, sormadı, sorgulamadı çok fazla. Oysa hala dimdik duran bu adam gibi adamların yanında senin esamen bile okunmazdı. Abarttık evet.

Seni çok abarttık Sergen. Özür dileriz tüm bu lüks hayatını sana verdiğimiz için. Özür dileriz Türk futboluna seni kazandırdığımız için. "Ben yetenekliyim size ihtiyacım yok." da diyebilirsin, ama vardı Sergen. Senin o tribündeki binlerce insana ihtiyacın vardı, tıpkı Maradona gibi, tıpkı şu andaki Messi gibi. Ama sen buradaki bu bomboş hayatı o kadar çok sevdin ki, kendini riske bile atmadın. Efsane olma derdin yoktu ama biz bunu göremeyecek kadar "Sergen sarhoşu" olmuştuk zaten. Oysa ki şu Türk futbolunu bir adım öteye götürecek, yabancılara anlatacak adam sendin. Yapmak zorunda değildin sana göre ama yapmalıydın Sergen. O anlatılması zor sanat eseri sol ayağını bu kadar bencil harcayamazdın. Harap ettin yeteneğini ve unutulmaz olmak istemedin. Binlerce kadını ve atları bırakamadın. Sen de biliyordun ki Edirne'den sonrası sana tufandı. Bu kadar bencil bir adamı nasıl baştacı edebildik ki?

Bizde de hatalar vardı, hem de büyük hatalar ama sen çöldeki bir vahaydın Beşiktaşlılar için.
Boş bir anımıza denk geldin. Kusura bakma.
Peki neden söylüyoruz tüm bunları?
Yazıların var ya Sergen. Yazı demeye bin şahit, çer çöp bizim gözümüzde.
Onlar nedir Sergen? Amaç nedir?

Eleştireceksin tabii ki Beşiktaş'ı ama eleştiri nedir bilir misin? "Şu gitsin, bu gitsin, futboldan anlamıyor" tarzı, sonuna kadar kin ve nefretle yazılmış o şeylerin amacı nedir? neye hizmet ediyorsun Sergen? Sen efsane olduğunu mu sanıyorsun Beşiktaşlılar arasında? Değilsin Sergen. Yıllarca içimize attık dile getirmedik ama biz senin gerçek yüzünü hep bildik ve şimdi de çekinmeden söylüyoruz.

Bize zaten takımı "adam" gibi eleştirecek insanlar lazım ama sizin kin, nefret ve kıskançlık kokan hatta mevki, makan kaygısı güden yazılarınız artık bizi çıldırttı. Tüm futbol bilgin "Schuster gitsin" den ibaret mi? Schuster'in kariyerini mi beğenmiyorsun?
O zaman kusura bakma, senin de kariyerini tartışırız gayet. Üç beş kuruş kazanmak adına -idealist olmak zorunda değilsin- kendini nasıl harap ettiğini, nerelerde top oynadığını, bazılarının adını bile söylemekte zorluk çektiğimizi söyleriz o vakit.
Türkiye için efsane olmadığını da. Futboldan hiçbir şey anlamadığını da. Schuster için mi tüm bu tepkiler? Hayır.

Sen gerçek bir Beşiktaşlı gibi konuşamazsın Sergen. Bu sıfata ait değilsin. Bize yedirmeye çalıştıkları bu ama değilsin. Sen her dönemin adamısın Sergen. Şu takımın eskileri Türkiye liginde antrenör olup ortalığı sallarken, sen o koltuğunda sallanırsın gevşek gevşek. Her şeye muhalif olmak bilmek anlamına gelmiyor be Sergen. Bize klişelerden bahsetme. Konuştur şu bilgini. Beş para etmez kasti yorumların artık canımızı sıkıyor ve biz Sergen'in kariyerini de, unutulacak olan efsanevi futbolunu da tartışıyoruz.
Artık bizim için beş para etmez yorumların var.

Fanatik, Fotomaç neyse, sen de osun.

Bu sana yeter Sergen.


23 Kasım 2010 Salı

Yansın Dünya, Çok da Umrumuzda!


Sizinle dalga geçtiği için tavır aldığınız,
ama bunu hak ettiğinizi uzun zamandır bildiğimiz için,
Saçma sapan sorularınızla dalga geçmesine sinirlendiğiniz,
ama her canlı yayında Beşiktaş karşıtı tezahürat yapacak hale geldiğiniz için,
Kaos yaratmak ve bundan nemalanmak için iftiralar attığınız,
ama hepsinin yalan olduğunu ve bunu çok iyi bildiğimiz için,
Futbol bilginizin "4-4-2" ve "3-5-2"den ibaret olmasından sebep anlayamadığınız,
ama futbolun bundan ibaret olmadığını bildiğimiz için,
Tabelacı yorumculuk yapıp şak şaklarınızı işinize geldiği gibi kullandığınız,
ama Schuster'in oynatmak istediği oyunu analiz edip yorumlamadığınız için,
Gençleri oynatanlara "kreş gibi orta saha" oynatmayana "geleceği düşünmüyor" dediğiniz,
ama biz, sizin iki ucu boklu değnek olduğunuzu bildiğimiz için,
"Kafa attı" haberi yapacak kadar alçak olduğunuzu,
ama özür dileyemeyecek kadar şımarık olduğunuzu,
Herkesi gönderebileceğinize inanıp bunu denediğiniz,
ama bir hocanın 10 haftada takımı değiştiremeyeceğini bildiğimiz için,
Kısa yoldan, kıt zekanızla insanları kandırmaya çalıştığınızı,
ama bunun ancak iftiradan ibaret olduğunu,
Efsane Beşiktaş futbolcuları olmanızdan dolayı kaptığınız köşelerden atıp tuttuğunuzu,
ama neden hiçbir zaman içimize sinmediğinizi,
Q7 ve Guti transferlerini hazmedemediğinizi,
ama birilerinin tahtına meydan okuduğumuz için zorunuza gittiğini,
Kurduğunuz düzende Beşiktaş'ı ancak 3. yapan zihniyetinizi,
ama birkaç sene sonra bunun değişebilme ihtimaline bile tahammül edemediğinizi,
Taraftarlıktan nasibini almamış yığınlara hitap ettiğiniz için kıskandığınızı,
ama Beşiktaşlı olmanın taraftarlıkla ilgisi olmadığını bilmediğiniz için,
Beşiktaş'tan birileri söyleyince 60'lardan gelen futbola bile sahip çıktığınızı,
ama yurtdışında nasıl ezik kaldığınızı ve kimlere elendiğinizi bildiğimiz için,
Schuster hapşırsa bile hakaret etmeyi adet edindiğiniz,
ama bu zaferi size yaşatmayacağımızı bildiğimiz için,
Bir Pascal yeterdi, diğeri klübe de oturursa ne yaparız diye düşündüğünüzü,
ama biz Pascal Schuster'den gayet memnun olduğumuz için,
Sisteminize dahil olmadığı için ağzıyla kuş tutsa küfür edeceğiniz,
ama bu sistemi oturtunca o kuşları boğazınıza tıkacağını bildiğimiz için,
Aldığımız yenilgilerde fırsattan istifade ortalığı birbirine kattığınızı,
ama bizim için gerçek başarının geleceğini gördüğümüz için,
Bizi sinirli ve çabuk reaksiyon gösteren bir taraftar olarak sandığınız,
ama aslında sonuna kadar destek çıktığımızı ve oyununuza gelmeyeceğimizi bildiğimiz için,
Olmayan "taraftar görüşü" haberlerinizle bizi bile kandırmaya çalıştığınızı,
ama masabaşında çay sigara yaparken nasıl rahat olduğunuzu,
Hakemler bariz tekmeleri görmezden gelirken onlara "FIFA" kokartı taktığınızı,
ama sadece bir tanesinin görev alabildiğini bildiğimiz için,
"İddia ediliyor" diye haberler yapıp gazete satmaya çalıştığınızı,
ama hiçbir şeyin iddia olmadan kasıtlı yapıldığını bildiğimiz için,
Schuster'i neden sevdiğimizi anlamadığınız,
ama onu, sizin tüm bu sisteminizle dalga geçtiği için, hiç eğilip bükülmeden bir Beşiktaşlı gibi kaybedilen puanlara sinirlendiği için, takımına oynatmak istediği sistemle uluslararası bir futbol kulübüne çevirmek istediği için, artık geride kalmış Türkiye ligi'nde yeni bir çığır açmaya çalıştığı için, 2000'lerin Galatasaray futbolunun daha gelişmişini eldeki futbolculara rağmen denediğini bildiğimiz için, gençleri korkmadan takımın parçası gibi oynattığı ve genç muamelesi yapmadığı için, bir şeyler kazandırmak uğruna nasıl çırpındığını gördüğümüz için, o mavi gözlerinin altındaki hırsı ve azmi gördüğümüz için, ilk kez duruşu ve konuşmasıyla gerçekleri çekinmeden söyleyen ve bilgisini her noktada konuşturan, bizim gibi olduğu için, ona bakınca sonuna kadar güvendiğimiz için, tüm bu başarısız tabloya rağmen hala daha nasıl kızmadığımızı anlamadığınız için, seviyoruz Schuster'i.
İçimiz o kadar rahat ki...

Yansın Dünya!
Yansın bu sahalar,
Bu düzen,
Oynasın yerinden tüm sahtelikler,
Biz,
Kaybederiz puanları,
Çok da umurumuzda....

21 Kasım 2010 Pazar

Schuster...

Bir nefes alın ve sakinleşin öncelikle.
Takımın birkaç maçtaki hali perişan olsa dahi şu andaki "gitsin" tepkilerini anlamak mümkün değil.
Spor basını denilen "cahiller ordusu"nun beklentisi ve isteği de bu yönde zaten. Biz, gerçek Beşiktaşlılar olarak bu oyuna gelmemeliyiz. Onların istediği de bu, Beşiktaş başarısız olsun, gelen gitsin, sürekli bir sirkülasyon yaşansın, yer yerinden oynasın, onlara konuşacak mevzu olsun vs...
Tüm bunları bile bile hala gitsin mi diyorsunuz?
Neden kalması gerektiğini anlatmaya başlayalım o vakit.

Schuster Kimdir?

a. Futbolculuk Hayatı
Schuster aynı Beşiktaş gibidir. Bizim gibi yenilgiye ve haksızlığa asla tahammülü yoktur. Bunun en iyi örneklerini de futbolculuk döneminde sergilemiştir. Schuster, bu kadar isyankar ve sistem karşıtı bir adam olmasına rağmen hala dünyada "gelmiş geçmiş en iyi futbolcular" dan sayılmaktadır. Gençlik döneminde kendi milli takımına dahi isyan bayrağını çekmiş bir futbolcudan bahsediyoruz. Kariyeri ile ilgili bilgileri her yerde bulabilirsiniz zaten. Fakat bizi oynadığı takımlardan daha çok orada yaptıkları ilgilendirmektedir. Barcelona ve Real Madrid'te kimselerle anlaşamayan bu hırçın adam -ki çoğunda haklı aynı zamanda- oynadığı futbolun görkeminin yanında yaptıklarıyla da her zaman aykırı bir adam olmuştur. Tüm bu sözlerimizin üzerine teşbihte hata olmaz diyoruz ve bizim yerlere göklere sığdıramadığımız futbolcumuz Pascal Nouma'ya benzerliğine dikkat çekiyoruz. Aslında, Pascal'ın dünya futbolunun gelişim sürecinde mihenk taşlarından biri olan ve bu süreçte bizzat yer alan bir versiyonudur Schuster. Yani bu adamı anlamak için yaptıklarına bakmak gerek. Zaten, basınımızın ahmak tavrının da nedeni budur. Bir zamanlar istemedikleri Pascal Nouma'yı hatırlatırım size. O zamanlarda nasıl haksızlık edildiyse şimdi aynısı hocamıza yapılmaktadır. Başlıklara bakalım biraz;
"Schuster Türk Futboluyla dalga geçti!" "Schuster'in de sonu Rijkaard gibi olacaktır!" "Schuster insanlarla alay etti!"
Bu başlıkların içeriğinde ise Schuster'in ters adam rolünü görüyoruz.
Ülkemizdeki yalaka ve ahmak antrenörlerimizin "gerçekten" uzak açıklamaları ve basından korkuları bizi bu hale getirdi. Saçma sapan sorularına alet olmayınca her türlü iftirayı atmaya ve linç etmeye hazır haldeler. Hiç düşünüz mü acaba sadece başarısızlıktan dolayı mı Schuster'i yok etmeye çalışıyorlar? Yoksa hoşlarına gitmediği için mi? Açık açık, siz salak basın mensuplarına söyleyecek bir şeyim yok, dediği için olmasın sakın? Kendini çok ciddiye alan bu güruhun karşısında kimseyi barındırmama isteği olmasın sakın?
Tam da bu sebeplerden ötürü, antrenörümüz Pascal Bernd Schuster'e inadına sahip çıkmalıyız. Hani biz, Pascal Nouma gibi adamlar arıyorduk bu takıma? İşte, dayı tam da aradığımız adamdır. Sadece salaklıklara tahammül etmiyor ve sistem karşıtı davranmaktan çekinmiyor.

b. Antrenörlük Kariyeri

Getafe, Real Madrid ve Xerex CD takımlarında su götürmez bir başarı sağlamıştır. Real Madrid'te neler yaşadığı da malumunuz. "Şampiyon olamayız" demecinden sonra kovulduğunu da artık biliyorsunuzdur. Kendisi, çalıştırdığı her takımda başarı sağlamasa da, net bir biçimde futbol yenilenmesi getirdiği su götürmez bir gerçektir. Bunlardan en başarılısı da Getafe'dir. Bu adam, günümüzün futbol anlayışını gittiği takımlara yerleştirme çabasındadır. Bu yüzden de bolca sıkıntılar çektiği malum. Peki günümüz futbolu diye dilimizden düşürmediğimiz şey nedir?


Schuster, tam olarak bu futbolu oynatmaya çalışıyor Beşiktaşımıza. Hataları yok mu? Var. Zaten bunları bu blogta enine boyuna tartışacağız. Tek tek inceleyeceğiz. Lakin adamın samimiyetine ve yapmak istediğine ancak günümüz futbolunu anlayarak inanabiliriz. O yüzden, kasap futbol basınımıza lütfen prim vermeyiniz. Onların derdi kaos ve yıkımdır. Beşiktaş ise yeni bir futbol anlayışı ile tanışmaktadır. Öncelikle Schuster'e inanmak zorundayız bu konuda anlaşmamız şarttır.
Kendisinin vizyonu şu anda ülkemizde ancak Şenol Güneş tarafından uygulanmaktadır. Bunu da tartışacağız ilerleyen zamanlarda.
Böyle bir adamdan bahsediyoruz ve kendisini yok etmeye çalışıyoruz. Neden? Birkaç futboldan bihaber Anadolu takımına ve hakemlerin saçmalıklarından dolayı kaybettiğimiz puanlar yüzünden mi? Geleceği kazanabiliriz. Gerçekten yapabiliriz. Bu adamdır bize bunu yapacak olan. Siz bakmayın basının türlü iftira ve çok bilmiş demeçlerine, hiçbirinin anladığı bir şey yok aslında. Schuster'i deli eden de bu zaten.
Hepsini tek tek inceleyeceğiz ama öncelikle Schuster'i ve onun kafasını anlamak zorundayız.
15 maçta adamı yargılayacak durumda değiliz.

c. Beşiktaş?

Uzun vadede bize getirisi daha çok olacaktır. Her sene şampiyon olmak zorunda da değiliz. Zaten her sene şampiyon olan bir takım da değiliz. Açıkçası, tüm transferlerine ve doğru hamlelerine rağmen yönetimin bu konuda, taraftarı bu kadar galeyana getirmesini de anlamamışımdır. Biz, Fenerbahçe değiliz ki şampiyonluk ile ihya olalım. En başından, yeni bir yapılanmanın içine girdiğimizi ve futbol anlayışımızın değişeceğini söylemek daha makul olurdu. Uefa Kupası'nı almak gibi bir gaye koymak, herkesi zan altında bırakmaktadır. Zaten basının durumu ortada. Biz, Beşiktaş için yeni bir yola girmiş bulunmaktayız. Schuster'e de bu süreçte yardımcı olmalıyız. Onun "hemen başarı" ile uğraşmasını değil, önümüzü aydınlatmasını istemeliyiz. Yoksa kendisi kısa vadede başarıyı pekala yapabilecek birisidir ki yapamazsa ve sinirlenirse yine bizim başımıza iş açılacaktır. Umudumuzu korumak ve önümüze bakmak zorundayız. Tüm başarılı takımların esas kaidesi; uzun yıllar korunan birlikteliklerdir. Trabzon, Bursa, Kayseri vs... Bu takımların topçuları bizimkilerden daha yetenekli asla değil fakat uyum sağlanmıştır. Bizim takımdaki yeteneksiz bazı arkadaşların da tasfiyesi ile birlikte şu anda yakalanmış olan ve parıl parıl parlayan genç neslin sürekli olarak kadroya monte edilmesi bu usta teknik adamla mümkün olacaktır. Necip, Cenk, Atınç, Rıdvan, Ersan, İsmail vs... Böyle bir jenerasyon bu ülkede sadece bizde var an itibariyle ve Schuster, göreceksiniz ki bu çocuklara çok şey katacak ve Beşiktaş'ın değişilmezi yapacak onları. Eğer, "kreşe dönen orta saha" diyen angutlara prim vermezsek tabii. İleride, güzel günler için Schuster'den daha iyi bir alternatif söz konusu bile değildir. Bırakalım da, gençleri toparlasın, takıma sistemini anlatsın ve bunu ısrarla oyunculardan istesin. Sistemde sırıtan kaptanımız İbrahim Toraman da bunu oynamak zorundadır artık, kimse kusura bakmasın.

SONUÇ;

Futbolcuların kolayına geleni değil, olması gerekeni isteme vaktidir. Takımdaki oyunculara göre değil, geleneklere göre oynama vaktidir artık. Bunu iyice anlamak gerek. Üç beş beceriksiz futbolcu yüzünden yine Mustafa Denizli zamanındaki futbolumuza mı dönelim? Öyle bir başarıyı kabul etmiyorum, istemiyorum. O zaman nasıl oynadığımız şampiyonluk kutlamalarımızdan belliydi. Şahsen, beni tatmin etmedi bir 2003 kadar. Bu yüzden, ya 2003'e geri döneceğiz ya da bizden uzun süre hiçbir şey olmayacak. Karar sizin, sevgili Beşiktaşlı kardeşlerim.

Schuster'in bu vizyonuna bakınca, önümüzdeki yıllar için heyecanlanıyorum şimdiden, tüm kalbimle.