11 Aralık 2010 Cumartesi

Büyük Derbi; LigTv - Beşiktaş

Sevgili LigTv spikerleri;

Her maçta, Beşiktaş'ın rakiplerini Barcelona kıvamında övmeniz ve hayranlığınız, her an gol yiyecek diye yaşadığınız heyecan, gol görürse kalesinde gevşek gülmeleriniz, maç bitmeden yaptığınız eleştiriler ve amaca ulaşmayınca unutup gitmeniz, her golü büyük bir çoşku ile kutlamanız, Beşiktaş puan kaybedince çıkacak olan reytingin ağzınızın sularını akıtması, taraflı olarak yaptığınız yorumlardan, Beşiktaşlı olmayan herkesin o maçı yorumlamasından,

Zaten Bıktık!
Sesimiz kısılana kadar bağırdık!
Öfkemizi kustukça görmezden geldiniz!
Paramızla bizi rezil ettiniz!
Her programınızı ve maçımızı tek tek analiz ettik. Şimdi, bazıları "hep size mi?" diyor, "Evet, hep bize!" diyoruz.
Trabzonspor'un başarısını takdir ediyoruz. Onlara neden yapılmıyor? Çünkü onlar, henüz tehlike içermiyorlar. Sempatik geliyorlar. O 2 büyük kulübün varlığına düşman değiller. Şampiyon olurlarsa biraz daha satarlar ne de olsa paketlerini, tıpkı Bursa sayesinde artan gelirler gibi.
Biz bu hesapları bilmiyor muyuz kardeşim?
Nasıl olsa, Beşiktaşlılar alır ve almak zorundadır. Onları yıkın geçin. Ne de olsa 2 büyük kulübünüzün varlığını tehdit eder ya da direkt Aziz Yıldırım gibi bunu kulağınıza fısıldamadan milyonların önünde dile getirir. Beğenmediği adamı KanalTürk'e gönderir...

Biz hakikaten bıktık.
Ama biliyoruz, sesimizi duymayacaksınız.
Kasımpaşa, Beşiktaş ile oynayınca yerlere göklere sığmayacak. Küme düşse bile...
Hiç bitmeyecek bu zulmünüz.

Ama bıktık kardeşim sizden! Ve herkesi buna inandırmanızdan!
Markus Merk ile birleşerek yarattığınız tabanda açıkça görülüyor oysa ki yaptıklarınız.

Biz tek tek olayları saymaya da üşeniyoruz.
Bravo size.

Ama siz böyle kalın.
Biz Beşiktaş'ı daha çok seviyoruz sayenizde...

Not; Guti, Noel tatili için kırmızı kart yedi dediniz ya, sizin içinizdeki pisliğe söyleyecek lafımız yoktur daha. Yazıklar olsun. Aklına ilk geleni ALÇAKÇA söyleme cesaretini kimden buluyorsanız artık...

Not 2; Spiker ve futboldan anlayan adam olarak koyduğunuz herif, Beşiktaş'ın Avrupa Kupası maçı olduğunu ve tatile geç gireceğini bile bilmeyecek kadar aciz. Ama bunu söylemezsiniz. Bu sizin futboldan anladığınız. Küfüre karşıyız ama...

Akıllı Ol Ulan!

Bursaspor ve onun ırkçı, şerefsiz taraftarı iyice zıvanadan çıkmış vaziyette.
Yaptıkları haltları yazacak değiliz ama Bursaspor utanmadan ve sıkılmadan hatta yüzsüzce bir açıklama yapmış. Buna gereken cevabı vermek zorundayız. Buyurun;

Demişler ki;
"Tüm spor kamuoyunun kamera kayıtları ile TV 'lerden açıkça gözlemlediği gibi, maç öncesi saha dışı olayların yegane nedeninin "Beşiktaş taraftarlarının polis bariyerlerini tekmeleyip kırarak Bursaspor taraftarlarına saldırıda bulunmuş" olması , Taraftarları taşıyan otobüslerin iki kez aramadan geçmiş ve tüm suç oluşturabilecek unsurlarından temizlenmiş şekilde stada gelmiş olması,"

Cevap
Kardeşim, sen ağzınla söylüyorsun, götümüzle anlamamızı bekliyorsun. Senin taraftarın binbir türlü alet ve edevatla geldi mi İstanbul'a? Bu bile yeterince berbat bir hareket değil mi? Üstüne bir de utanmadan "temizlendiler ama" diyorsun. Şunun Türkçe'sini söylesene; "bizim taraftar 2 otobüs dolusu döner bıçağı ve çeşitli saldırı aletleri getirdi ama hepsi yakalandı. Yakalandıysa sorun yok. Kullanamadılar nasıl olsa." Peki ya niyet? Getirmişsiniz ulan işte. Ne bok yemeye geldiğiniz gayet ortada.

Demişler ki;
"Olaylar sonrası göz altına alınan ve tutuklanan taraftarların tamamının Beşiktaş taraftarlarından ibaret olması, tek bir Bursaspor taraftarının şu ana dek göz altına alınmamış, tutuklanmamış olması, hadisenin bütün çıplaklığı ile ortada olması, Bursaspor taraftarlarınca atılan şişeden yaralandığını TV Kanallarında İddia eden bir bayanın , Beşiktaş taraftarlarınca yaralandığının tüm delillerle sabit olması ancak yaygın medyanın haksız ve vicdansızca propagandası sonucu Bursaspor kulübüne ceza kararı verilmesinin zeminini yaratılmış olması,"

Cevap
Ulan, hem medyayı örnek gösteriyorsun hem de medyaya laf atıyorsun. Bu ne yaman çelişki Bursacık? Sen hem kamera kayıtlarını ve medyanın Beşiktaş'a nasıl yüklendiğinden bahsediyorsun hem de "yaygın medyanın" muhalefeti diyorsun. İşine geldiği gibi mi olsun diyorsun? Nasıl da gerçekleri çarpıtıyorsun uyanık yönetim seni... Peki ya neden "Ermeni köpekler, Beşiktaş'ı destekler" sloganından bahsetmiyorsun? Unuttun mu? Savunma lan ırkçı taraftarını utanmaz herifler. Sizde yüz yok, gerçekten yok. En az onlar kadar suçlusunuz en az onlar kadar vurdumduymazsınız. Bu taraftarın kimi örnek aldığını görüyoruz. İnsan bir özür diler, ama işine gelmeyince açıklamaya bile koymazsın zaten. Hayat size mi güzel lan? Az bile ceza yediniz ona yanıyoruz bir de üste çıkmaya çalışıyorsunuz. Devam...

Demişler ki;
"Bursaspor Kulübü Taraftarlarının 2009-2010 sezonunda Fair Play centilmenlik adına ne kadar ödül varsa topladığı bir realite iken ve çokça uzun zamandır seyirci- Kulüp-Şehir dayanışması ile ŞİDDETE KARŞI topyekun verdiğimiz savaş meyvalarını vermiş iken bu önyargının tarafımızdan anlaşılamadığı, Profesyonel Futbol Disiplin talimatındaki hükümlerde birkaç saha içi koltuk kırmanın bu şekilde ağır bir cezaya mesnet olamayacağı?"

Cevap
Size o ödülü verenin Allah belasını versin. Diyarbakırspor'a ve taraftarına yaptıklarınızı unutan zihniyete yazıklar olsun. Onların görmezlikten gelmesi getirdi durumu bugünlere. Buna rağmen ödüller aldınız. Başka bir yerde olsa bok oynardınız o maçları. Bir de üstüne 3 puan verdiler size. Yazıklar olsun o ödüllere. Sizin tek gerçeğiniz var ırkçılık! İşte, Türkiye'nin durumu budur. Kayırma bir kez başlayınca sonu gelmiyor!

Demişler ki;
"TV görüntülerinde oyuncumuz Volkan`ın Rakip takım oyuncusuna faul yapmadığı halde sarı kart gördüğü, protestosu olmadığı halde ikinci sarı kartı yersiz ve hararetle gördüğü dolayısıyla Bursaspor takımının haksız bir biçimde sahada 10 kişi bırakıldığının tüm tarafların ortak gözlemi olduğu ,tecrübeli eski hakemlerin bile haksızlığı program yayınlarında açıkça tesbit ettikleri, Dolayısıyla taraftarımızın tahrik olmasının idrak edilmesi gereği, 6 puanlık maç olarak nitelendirilen kritik önemde bir maçta bu kadar hakem hatasının taraftarda doğal bir tahrik unsuru yaratacağının göz ardı edilmemesi,"

Cevap
Hani yaygın medya "tü kaka" idi? Lan 3 satır önce salladığınız adamların gölgesine niye giriyorsunuz şimdi? Bu hafta Guti aynı şekilde atıldı. Ne oldu? Ona da sahip çıkar mısınız? Yoksa sadece yüzsüz mü kalırsınız? Bu kadar mısınız siz? Alçak mısınız? Ve bir de utanmadan, bizim sizi tahrik ettiğimizden bahsediyorsunuz. Ha ama şu olay diye bahsetmiyorsunuz. Peki o topçu parçasının 3 dakika sahada kalıp tribünleri galeyana getirmesi? Yoo ama siz haklısınız, unutmuşuz. Ne de olsa o tahrik değil. Ulan sen yönetim olarak 6 puan diye bakarsan maça ne kadar aciz olduğunu göstermiş olursun. Bu mu bahane? Size, şunu söyleyelim; ne zaman 6 puan için gelirseniz İnönü'ye, nah alırsınız onu! Bu kadar mı aciz, bu kadar mı aç gözlüsünüz? Yazıklar olsun. Hakeme işine gelince medyayla giydir, işine gelmeyince yaygın medya bıdı bıdır. Ağzımızı bozdurtmayın lan.

Demişler ki;
"Sahaya giren kişinin Bursasporla yakın-uzak ilişkisi olmayan akıl selim sahibi biri olmaması nedeniyle bu fiilden dolayı da misafir takım kulübünün cezalandırılmasının gerek fiili gerekse hukuki büyük bir hata olduğu,Federasyonumuz tarafından seyircisiz cezaların verilmesinin arzulanan Fair Play havasını yaratmamıza katkı sağlamayacağı . genel Amacın Futbolda Fair Play ruhunu öne çıkarmak olduğu, seyircisiz cezalar dışında bunun başka çarelerinin de aranması, dolayısıyla kulüp idarecileri olarak bizlerin bu konuda elimizin kuvvetlendirilmesi de gerekli olduğu ,"

Cevap
Sizin her işiniz zaten "tek kişinin yaptığı herkesi yansıtmayan" işler. Ulan, binlerce taraftarın "Ermeni köpekleri", "PKK dışarı" laflarını söylerken aklı selim miydi? Hanginizde gram beyin var ki? Sahaya atlamasa ne fark eder? Zaten sizin yanlışlarınız hep kişilere özel. Süper taraftarınız var. Hatta spikerleriniz. Ne güzel çağırıyor Heykel'e filan insanları. O da zaten istisnai durumdu. Bütün istisnalar sizi mi buluyor ulan! Hala sorunu nasıl çözeriz diye gerçeği kabul etmiyorsunuz bir de üste çıkmaya çalışıyorsunuz. Zeka yoksunusunuz. Vallahi de billahi de.

Sonuç;

Trabzon'a Rum, Beşiktaş'a Ermeni, Diyarbakır'a PKK, Karşıyaka'ya Yunan diyen taraftar grubu hala görmezden geliniyor ve büyük cezalar almıyorsa, susun oturun. Buna şükredin. Çünkü ancak Türkiye'de böyle bir savunmayı yapacak kadar yüzsüz olabilir bir kulüp. Ne de olsa, hiç ceza almadı hep es geçildi. Götünüz iyice kalktı açıkçası.

Oturun bir düşünün. Azcık utanmanız arlanmanız olsun. Herkes sizden yaka silkiyor ama siz neyinize güveniyorsanız böyle alçakça açıklamalar yaparak gerçekleri unutturmaya girişiyorsunuz.

Kim şımarttı ulan sizi böyle?

Sizin ırkçı taraftarınıza da, size de yazıklar olsun.

Son maçınızı kazanamadığınız için düştünüz ama onun suçunu bile başkasına attınız. Oysa ki biz, sizin düşürülmemek için daha önce nasıl kollandığınızı da biliyoruz. Hem de yasalarla oynanarak.

Sen kendi göbeğini kesemiyorsun ve başkasına bok atıyorsun, senin angut taraftar kesiminde buna inanıyor.

Siz hakikaten aciz bir takım ve taraftarsınız. Biz, iyinizi, kötünüzü birbirinizden ayırmıyoruz bundan sonra. Hepiniz aynı boksunuz.

Oldu mu?

Bir daha NAH şampiyon olursunuz bu ülkede.

10 Aralık 2010 Cuma

Süper Lig 16. Hafta / Eskişehirspor - Beşiktaş

Gün; 10 Aralık Cuma 2010
Saat; 20:00
Yer; Eskişehir Atatürk Stadı.
TV; LigTV

5 Aralık 2010 Pazar

"Ermeni Köpekler, Beşiktaş'ı Destekler"

Sana, küfürsüz bir söz söylemenin imkanı yok maalesef. Hatta seninle tartışmanın da anlamı yok. Ne desek, ne sözler döksek de, anlamayacağını biliyoruz. Hatta sana önce sahadaki on bir kişi, sonra da tribündeki onbinlerce kişi gereken cevabı vermiştir.

O yüzden, bununla idare et şimdilik;

Girdi mi?

Maçın Ardından...

Sahaya giren ikinci "Top"...

Mücadele, her yerdeyiz...

Bekleyiş...

Her yerdeyiz demiştik!

Rahat uyu...

Hem suçlu hem güçlü..
.
Türkiye'deki futbol gerçeği..
.
Bernd Schuster

Bir maçtan daha fazlasını kaybettin...

Kralımız çok yaşa!

Unutmadık...



Ve Delinho'nun "topa" müdahalesi... Guti pas istiyor gerçi ama olsun...

Yeter Ulan!


Beşiktaş - Bursaspor maçı öncesi ve maç sırasında yaşanan, her türlü iyi niyeti suistimal eden, iki tarafa da büyük zararlar veren, maça döner bıçaklarıyla gelen, maçtan önce bir insanı bıçaklayan ve yaralayan, döven, saldıran, küfür eden tüm taraftar kılıklı hayvanlara YETER ULAN! diyoruz.

Yeter be kardeşim! Laftan anlamıyor musunuz?

Beşiktaş - Bursaspor / Maç Analizi

Beşiktaş, bu sezonun en iyi futbolunu oynamıştır!
En başından beri belirttiğimiz futbolun emarelerini bu maçta görmüş olduk.
Baştan sona üstün ve bir o kadar da akılcı bir futbolla sahadaydı takımımız. Günümüz futbolunun gerektirdiği her şey yapıldı;

- 20-30 metrede oynamak.
- Doğru pozisyon almak.
- Pres.
- Yaratıcılık.
- Takım halinde hareket.
- Az bireysel hata.
- Başarılı paslaşmalar.

Bunlar gerçekten maç boyunca yılmadan takımımız tarafından sergilendi. Nitekim, aylardır eleştirilen, defansın önde kurulmasının faydasını da görmüş olduk. Bursaspor, ne zaman çıkmaya çalışsa, orta sahada Ersan ve Toraman'ın basıp almaları da bunu kanıtlar nitelikte. Zaten doğrusu da buydu. Yani aylardır yapılmaya çalışılan, istenilen bu tarz bir defanstı. Öyle ki, araya atılan hiçbir topa ya da defans arkasına sarkan hiçbir hücum organizasyonuna maruz kalmadık.

Demek ki neymiş?
Savunmadaki oyuncular, sisteme alışıp, onu uygulamaya başlayınca gayet etkili olunabiliyormuş. Beşiktaş tekrar topla oynama istatistiklerinde tavan yaptı. Takımın ve defans bloğunun kendisine güveni geldi, sistemin oturmaya başladığı görüldü.

Orta sahaya söylenecek söz yok. Olağanüstü oynadılar. Yardımlaşma ve pozisyon alma had safhadaydı. Kimseyi geçirmediler ve doğru noktalara, harika presler uyguladılar. Bunun neticesinde başarı da kendiliğinden geldi. Bursa orta sahası, kısa zamanda teslim alındı.

Forvet yine kusursuzdu. Özellikle Ali Küçik, yaşına rağmen çok bilinçli oynuyor. Belki harikalar yaratmıyor ama doğru şeyleri eksiksiz yapıyor ve katkısı büyük oluyor. Oyundan çıkarken ona yapılan tezahürat ve gözlerindeki mutluluk, yumruklarını sıkarak sevincini göstermesi, bizi çok mutlu etti. Gözlerimizi doldurdun be Ali Küçik. Sen bu takımın yeni parçası olacaksın. 33 yaşındaki Fatih Tekke'yi zorla kazanmamızı söyleyen basına, Schuster'in en büyük tokadı oldun. Böyle kal ve devam et, arkandayız.

O kadar güzeldi ki her şey, neyi yazacağımızı şaşırdık açıkçası. Bu kadar eksik kadroya rağmen sahada gösterilen futbol parmak ısırtan cinstendi.

Cenk, kimi zaman hatalar yapsa da, hatta birisinde az kala "büyük" hata yapacak olsa da, kalede kalmaya devam etmeli. Kendisini, Hakan'dan uzak bir yerde yetiştirmeyi teklif ediyoruz.

Delinho, sana söz söylemek ne mümkün? Zaman zaman kızsan da, hala olağanüstü bir oyun oynuyorsun. Her zaman takımdaki dirence katkısı çok yüksek. Ayrıca bugün içe kat ederek, Schuster'in istediklerini yapmayı başardı. Tek eksisi, daha önce pek yapmadığı bu olayı neticelendirecek pasları vermekti. Onları da yapacağına inanıyoruz. Pres ve defansif olarak çok iyiydi.

Ersan ve Toraman, ikisi de basit hatalar yapmadılar ve yine Schuster'in sisteminde korkuya yer olmadığını anladılar. Kendilerine güvenleri gittikçe artıyor. Basit kişisel hatalardan uzak kalıp, doğru yere konuşlandıklarında, bugün olduğu gibi orta sahada basarak Beşiktaş'ın pozisyon yemesini engelleyebilirler. Çünkü, esas olarak forvetin presinin sonuç vermesi de buna bağlı. Forvete yakın oynadığınız sürece başarınız artacaktır bugün olduğu gibi. Bravo.

Hilbert, sen nasıl bir adamsın öyle? Biz demiştik, Hilbert, sağ bek pozisyonunda harika oynuyor ve oynayacaktır da diye. Yanıltmadı bizleri. Kendi yerini buldu. Hırsı, azmi, mücadelesi, taraftarı seven yapısıyla her zaman ilk 11'de oynayabilir kendisi. Bindirmeleri ve yavaş yavaş artan form grafiği bizi umutlandırdı. Ülkedeki en iyi 3 sağ bekten birisidir artık.

Guti, seni yorumlamak ne haddimize. Gönüllerimizin kaptanısın. Sana söylenecek her şey eksik, kifayetsiz kalır.

Ernst, sistemin kilit adamı olarak, takım maça ağırlığını koyduğunda o da daha iyi oynuyor. Özellikle çift yönlü olarak oyunu sürkülase etti maç boyunca. Kendisinin asıl mevkisi ve oyun yapısına uygun yerde görev verildiğinde gerçek bir yıldız. Nefes aldırmadı ve doğru olan her şeyi yaptı.

Aurelio, defansın içine gömülmeden oynatıldı ve asıl görev yerini bulunca "silik" görüntüsünden eser kalmadı. Eski Mehmet'in görüntüsünü bırakın, yepyeni bir Mehmet görüntüsü verdi. Maç boyunca hep doğru pasları ve presleri yaptı. Takıma katkısı olağanüstüydü.

Necip, yaşı genç ama aklı ve yaptıkları çok büyük. Belki de bugün sahada en iyisini sergilemedi ama hangi takımda ve kimlerin önünde oynadığının sonuna kadar farkında. Hocasının güveneceği ama muhtemelen 11'de oynatmayacağı bir yetenek. Her şey zamanla yerine oturacaktır.

Holosko, ne kadar küfür edilse de, gol de kaçırsa, kendini henüz toparlamasa da, şunu fark ettik ki, belki de biz Holosko'dan çok fazla şey bekliyoruz ve o da bunları yapmaya çalışıyor. Biraz fazla abartıp sonra ondan da fazla kızıyoruz. İyi bir yedek olacaktır muhakkak. Yine de elinden geleni yaptı, özellikle rakip sahadaki presi takdire şayandı.

Beşiktaş genel olarak eksiksizdi. Bu takım oyununa yapılan büyük bir katkıydı. Takımın kendisine olan güvenini yerine getirdi.

Ayrıca, Ersan'ın, Schuster'in tepesine çıkarak golün sevincini yaşaması ve Schuster'in ardından dönüp ona sımsıkı sarılması, Schuster'in ne kadar sevildiğini ve takımdaki dayanışmanın, birbirine alışmanın ve güvenin, sevginin en önemli göstergesiydi.

Sonuna kadar başarılı bir maç çıkarıldı. Aylardır söylediğimiz gibi Schuster sistemine yakın oynandığında gerçekten harikalar yaratılabilir tek sorun alışmaydı, onu da geçmiş gibiyiz. Daha doğrusu, ilk yarının sonlarına doğru tekrar yükselişe geçti takım. İkinci yarı yeni transferler ve vizyonla çok daha başka bir takım görülecektir.

Sezonun zor ve haksız eleştirilen bir bölümünden buraya gelmek her babayiğidin harcı değildir. Beşiktaş, artık istediği futbola giderek yaklaşmakta.

Son 3 maç ne olur? diye bir dosya hazırlamıştık ama yayımlanamadı. İlk tahminimiz de böylece tutmuş oldu. Basının dediği "hani Schuster'in sistemi?" eleştirisi de son buldu. Bizim de dediğimiz gibi, Dayı, bu işten vazgeçmezdi. Sadece olması gerekeni yaptı GS maçında ve kazandı. Şimdi yine, topla oynayan, pozisyon bulan ve nefes aldırmayan biziz.

Sonuç olarak, sahanın her yerinde 3-4 futbolcuyla pres yapan, top kapan, oynayan, pas yapan, defansı önde kuran(!), orta sahada yaratıcı, mücadele gücü yüksek, kendine güveni tam, futbol oynamayı seven ve artık gerçek bir takım olan Beşiktaş'ı gördük.

Ayrıca taraftar gerçekten OLAĞANÜSTÜYDÜ!

Schuster'e sonuna kadar güvenmeye devam. O bizim için çok büyük bir şans.

Bundan sonra şampiyonluk yarışı; Trabzonspor, Fenerbahçe ve Beşiktaş arasında geçecektir. Ve hatta, son yılların en çekişmeli ve keyifli şampiyonluk mücadelesine hazırlıklı olmalıyız.

Beşiktaş geliyor!

2 Aralık 2010 Perşembe

UEFA Avrupa Ligi / CSKA Sofya - Beşiktaş


Gün; 2 Aralık Perşembe.
Saat; 20:00
Yer; Vasil Levski Stadı / Sofya - Bulgaristan.
TV; Star TV

30 Kasım 2010 Salı

Çok Özledik be Abi...

Her şeyin başladığı an..
.
Bir damla gözyaşındaki aşk...

Dostlarınla geçirdiğin vakitler...

Kendi yarattığın efsaneler...

Ve siyah beyaz bir fotoğrafa duyduğun özlem...

Çok özledik be sizi Abi!

Barca'yı Neden Sevmiyoruz?


Genelde bu blogta, başka takımlara ve maçlara yer vermemeyi düşünüyoruz ama dünyayı sarsan bir derbiye kayıtsız kalmak imkansız. Nitekim, maç ile ilgili bilgilere ve yorumlara her yerde rastlayabilirsiniz, bizim derdimiz ise bir şekilde dışlanan ve ısrarla görülmeyen bir kitlenin görüşlerini dile getirmek.

Baştan uyarmak gerekir ki, bu yazı bir Barça hayranı iseniz, çok da mutlu etmeyecektir sizi.
Lakin, tek ses olan bir basın ve dünyaya muhalefetimiz var bizim, kendi kendimize tamamen.

Barça'yı neden sevmiyoruz?

Çünkü fazlasıyla mükemmeller. Onların oynadıkları futbol filan değil. Hata yok, kusur yok, zaaf yok, hiçbir insani özellik yok. Evet, maç içinde birkaç pozisyon olabilir ama esas olarak "insan" yapısını göz önüne aldığınızda, oldukça az. Şu anda, bir insanın varabileceği en üst noktada ve takım halinde oynuyor Barça. Her maçı kazanan, kazanmasa bile kazandığı var sayılan (!), artık otomatik olarak "yaratıcılık" var eden, çok değişik bir takım Barça. İnsani özelliklerden kurtulmuş ve ayrılmış bir futbol, köklerinden kopmuş demektir.

İnsanı ortadan kaldıramazsın Barça! Küçüklükten itibaren yetiştirdiğin futbolcuları bir makineye çeviremezsin! Ve aynı zamanda;

Biz, Barça'nın mükemmel futbolunu sevmiyoruz. Eskiden böyle bir şey değildi futbol.

Biz, Barça'nın herkesi yenmesini sevmiyoruz. Bir takım ve taraftar arasındaki ilişki "kaybetme" sayesinde oluşur ve pekişir. Taraftar ile takım arasındaki diyalog sadece kazanmak üzerine kurulamaz, kurulmamalı, kurulmamalıydı.

Biz, Barça'nın rakiplerini ezmesini sevmiyoruz. Futbolda farklı skorlar ve maçlar yaşanabilir. Ama Barça'nın en ufak bir insafa sahip olmadığını gözlerinden görüyoruz. Asla durmuyorlar ve umursamıyorlar. Her zaman en yükseği elde etme arzusu, onları çok acımasız bir kimliğe kavuşturuyor. Rakiplerini yok ederken, oynadıkları futbol ile bunu meşru kılıyorlar. Acımasızlık, bir futbol gerçeğine dönüşüyor. Oysa ki biz, insaflı ve adam gibi adamları severdik futbolda.

Biz, Barça'nın "iyi aile çocuğu" futbolcularını ve onların masum tavırlarını sevmiyoruz. Çünkü, futbol insandan bağımsız düşünülemez. Ve, sahada kötü çocukların olması gerektiğini düşünüyoruz. Daha erkek gibi daha saldırgan hatta.

Biz, Barça'nın ruhsuzluğunu sevmiyoruz. Evet, takım olarak ruha sahipler ama o kadar ezbere ve o kadar mükemmele yakın oynuyorlar ki, maçın hiçbir anı diğerinden farklı değil. Hepsi birbirinin kopyası. En ufak bir duygu yok gözlerinde. Her dakika aynı futbolu, hiçbir refleks ve maça özgü davranış sergilemeden oynuyorlar.

Biz, Barça'nın kapitalist halini sevmiyoruz. Tüm dünyaya egemen olan ve herkesi ezen bir güç, herkes tarafından sadece futbol tarafından kabul ettirilebilirdi. Kimse bu güce isyan etmiyor ya da yıkmaya çalışmıyor. Bir tek Real Madrid biraz çabalıyor hepsi bu. Ve tabii ki Mourinho.

Biz Barça'yı sevmiyoruz çünkü futbolun tüm sürpriz özelliğini yok ediyor. Kimsenin kazanma gibi bir lüksü yok. Senede 2 maç kaybetmek, "kaybetmek" demek değildir. İhtimallerin var olmadığı bir futbol, futbol değildir. 3 Sonuca açık olmayacaksa, böyle spor olmaz olsun.

Biz, Barça'nın en pahalı takım olmasına ve milyon dolarlık transferlerine rağmen, halkın takımı şeklinde lanse edilmesini sevmiyoruz. Kadrosundaki oyuncuların mevcut değerlerine bakıldığında ve hatta kimsenin almaya bile çalışmamasından, ne kadar değerli olduğu belli olmasına rağmen, sanki parası yokmuş gibi davranması çok garip. Muhasebede esas olan eldeki varlıklarının da değerlerinin katılmasıdır. Messi, Ronaldo'dan daha ucuz bir futbolcu mu? Kendisi, yetiştirdiği için bu değer yok sayılamaz. Ayrıca İbrahimoviç'i çok mu ucuza aldılar? Ya da Afellay'i? Ya da diğerlerini? Yapmayın etmeyin...

Biz, Barça'nın oluşturduğu bu sistemin diğer tüm sistemlerin varlıklarını geçersiz kılıp, yok etmesini sevmiyoruz. Artık tek bir yol var; ya Barça gibi oynarsın ya da kaybedersin. Her takım buna geçmek zorunda. Bu, 4-4-2'den 3-5-2'ye geçen futbol devriminden daha farklı bir şey, artık başka bir boyuta geçiliyor. Futbolun tanımı değişiyor işin özü. Biz, hocaların bu yaratıcılıklarından uzaklaşmasını istemiyoruz. Antrenörlerin özgünlüklerini yok ediyorsun Barça...

Biz, Barça'nın "tarihsel" gerçeklere dayanarak yaptığı ajitasyonu sevmiyoruz. Franco dönemi yaşanan olaylar hepimizin malumu, acıları büyük mutlaka. Ama, dünyanın en büyük kulübünün, en çok kazanan kulüplerinden birinin, senede onlarca milyon dolarlık transfer yapan ve ambargo koyan, red edilemeyen bir kulübün, "Halkın Takımı" kimliğini hala yedirebilmesini sevmiyoruz. Değilsin Barça. Sen sadece kendi halkının takımısın, "halkların takımı" değilsin.

Biz, Barça'nın şımarık hallerini sevmiyoruz. Guardiola'nın Ronaldo topu isterken yaptığı hareketin her yerinden şımarıklık akmaktadır. Sahadaki futbolcuların da zaman zaman dalga geçmesi hatta bir büyük zaferi dahi kutlamaktan aciz olmaları aslında ne kadar da şımarık olduklarını gösteriyor. Şampiyonluğa bu kadar sevinilmez herhalde. Kimse demesin, şampiyonluktan daha önemli filan diye, o klişeleri de biliyoruz. Lakin, şımarıkça bir sevincin varlığını görmemek için kör olmak gerek.

Biz, Barçalıların elitist tavırlarını sevmiyoruz. Ne kadar geçmişi olsa da, var olan bir nefretin ve kinin yansıması "sen tercümansın, tercüman kalacaksın!" şeklinde olmayacağına inanıyoruz. Bu taraftarın nasıl da insanları aşağıladığını ve onları yargıladığını, ne kadar elitist olduğunu açıkça gösteriyor zaten. Onların, dışarıya kapalı ve burunları havalı halleri, tezahüratlarından bile bellidir. Bu grubun iktidarına muhalifiz!

Biz, Barça'nın varlığını Real Madrid'e dayandırmasını sevmiyoruz. Madrid'in başarılarının daha çok olmasının sebebi de budur. Barça, Madrid ile yaşarken, Madrid, dünyayla birlikte yaşıyor. Barça için her şey Real Madrid'e bağlıdır. Franco'nun Madridli olması ile onlara zulüm etmesi arasında organik bir bağ yoktur. Neticede Madridli futbolcular mı gidip Barça antreman sahasını bombaladı? Ufak bir taraftar grubu hariç, Madridlilerin ırkçı olmadığını biliyor muydunuz? Kimsenin umurunda değil Barça'nın siyasi tavrı.

Biz, Barça'nın tüm dünyayı arkasına alan ve egemen olan "tek" lider durumunu sevmiyoruz. Artık birilerinin alternatifini yaratması gerekiyor. Futbol, tek takımdan ibaret olamaz.

Biz, Barça'nın İspanya'daki ırkçı tavırlarının buraya demokratik hareket olarak yansımasını sevmiyoruz. Her yerde "Biz Katalanız" diyen bir grubun, sosyalist olmasına imkan var mıdır? Katalanları büyük ve özgün bir grup gören bu insanların, siyasi görüşleri her şekilde "ırkçılığa" dayanırken, nasıl bir sosyalizmden bahsediliyor ki? Evet, bir açıdan bakarsanız, bir halkın özgürlük mücadelesi olarak görebilirsiniz ama Katalan politikasının temeli ırkçılığa dayanmaktadır. İspanya iç işleri bizi ilgilendirmemekle birlikte, biz hayata ırklar üzerinden bakmayan insanlar olarak, bu ırkçı tavrın bizim ülkemize sosyalist olarak yansımasına gülüp geçemiyoruz.

İşin özü şudur ki; bir halk için özgürlük ya da hak istemek başka bir şey, bir "ırk" için bunları talep etmek farklı bir şey. Biz halkların hakları için mücadele edenlerin yanındayız ama bir ırkın yaşananlardan ötürü milliyetçiliği yükseltmesine de karşıyız. Yoksa "Birleşik İspanya" ideolojisine tabii ki sahip değiliz, umurumuzda da değil. -Bu tartışmalara bile girenler var, çok garip. Ne değişecekse İspanya bölününce ya da bütünleşince hayatlarında?- Siyasetten anlamayanlar ya da tek bir açıdan bakanlar artık konuşmasınlar lütfen.

Biz, Barça'nın çalışmasına ve emeğine, o vizyon kazandıran muhteşem sistemine, görev alan şahsiyetlerin kariyerlerine ve başarıyı sağlayan görüş ile deneyimlerine, yaptıklarının zorluğuna, tüm bunlar için harcadıkları zaman ve paraya, takımından vazgeçmeyen taraftara ve bugünlere gelmek için yaptıkları her şeye, sonsuz saygı duyuyoruz ve idealimiz olarak kabul ediyoruz.

Ama yine de, Barça'yı sevmiyoruz. Biz, kusurlu ve eksik insanlarız, takımlarımız da öyle kalmalı.

Kusura bakma Barça; o kadar mükemmelsin ki, seni sevemiyoruz.

Schuster Anketi ve Sonuçlar

Bir haftadır sağ tarafta gördüğünüz "Schuster gitmeli mi?" anketimiz sonuçlanmıştır.

Katılımcı sayısı düşük olsa da, %95 (19) Kalmalı, %5 (1) Gitmeli, sonucu ortaya çıkmıştır.

Sonuç; Kazanan "gerçek" futbol taraftarının sağ duyusu olmuştur. Ne mutlu ki, Schuster kalsın diyecek bolca insan var ve bunu gösteriyorlar.

Biz, "futbolu" ve "Total Futbolu" seven ve inanan insanlar olarak bu sonuçtan gayet memnunuz.

Vakit ayırıp oy kullanan tüm ziyaretçilerimize teşekkür ederiz.

Hugo Almedia mı Geliyor?


Doğru başlık; "Hugo Almedia 'da' mı Geliyor?" olmalıydı galiba.

Haber 1903.com'un haberine göre;

" FC Porto tarafından keşfedilerek bu takımın genç takımlarında oynadı. 2002-03 sezonunda kiralık olarak gönderildiği U.D. Leiria takımında profesyonel oldu. Ertesi sene tekrar Porto'ya döndü ve takımıyla ilk lig maçına 21 Eylül 2003'te Benfica ile oynanan ve 2-0 kazanılan maçta çıktı. Almeida bu maçta sadece üç dakika oynadı. Ancak bu sezonda fazla forma şansı bulamayınca ilk olarak daha önce de kiralık olarak oynadığı Leiria ile Boavista FC takımlarına kiralandı. Porto'da 2 Superliga, 1 Şampiyonlar Ligi 1 de Kıtalararası Kupa şampiyonluğu yaşadı.
2006-07 sezonu başında Werder Bremen'ne kiralık olarak transfer oldu.Bremen'de ilk lig maçına 13 Ağustos 2006'da Hannover 96 ile oynanan maçta çıkarken, yine bu maçta ilk lig golünü attı. Ağustos 2007'de Porto'nun forvet mevkisine ihtiyaç duymamasıyla Bremen'in dört yıllık sözleşme teklifini kabul etti. 2007-08 sezonu öncesinde Miroslav Klose'nin de Bayern Münih'e transfer olmasıyla ilk 11'de oynama şansını yakaladı. O sezon ligde 23 maça çıkıp 11 gol attı. Almeida 2006 yılında Bremen'le Almanya Lig Kupası ve 2008-09 sezonunda da Almanya Kupası şampiyonluğu yaşadı. Takımının 2-1 kaybettiği 2009 UEFA Kupası Finali'nde kart cezalısı olduğu için forma giyemedi.

Hugo Almeida 2010-2011 sezonunda Werder Bremen forması ile 13 maçta 9 gol attı. "


Transfer neredeyse netlik kazanmış durumda. Bu transferler ilgili detaylı bilgiler henüz ulaşmasa da, bonservisiyle birlikte alınma ihtimali çok çok yüksektir.


Şimdi birkaç soruya cevap verelim;


Hugo Almedia Nasıl Bir Oyuncudur?


Hugo, kesinlikle çok yetenekli bir forvet oyuncusu. Her iki ayağını da kullanabilen, fazla hızlı olmasa da, pozisyon bilgisi ve son vuruşlardaki yeteneği oldukça yüksek bir oyuncu. Klasik tabirle "Ceza Sahası" golcüsü değildir. Özellikle ceza sahası dışından oldukça etkili vuruşlara sahip. Şutlarının tanımını ise ancak şu şekilde yapabiliriz -teşbihte hata olmaz-; mermi sıksan daha iyi... Rakip defansı rahatsız eden, fiziği ile hava toplarında çok etkin, çalım atabilme özelliğine sahip, kolay kolay yılmayan, ileride top tutabilen, pas atabilen, pres özelliği nispeten az fakat her zaman tehlikeli bir forvet. İstatistiklerine bakarak yanılmamak gerekir. Kendisinin oynadığı takımlarda her zaman önünde çok iyi forvetler yer aldığı için fazla şans bulamamıştır ancak buna rağmen Portekiz Milli Takımı'nın oyuncularından biridir. Ayrıca zamanında Q7 ile aynı takımda oynamış ve çok iyi anlamışlardır. Bu transferde Q7'nin de etkisi olduğunu ve takımı onun üzerine kurduğumuzu söylemek mümkün. Çok başarılı ve etkili bir forvet. Hem Türkiye Süper Ligi'nde hem de Avrupa'da, günümüz ve Schuster'in futbol anlayışına uyum sağlayarak bize güç katacağını düşünüyoruz. Mermilerini, pardon, şutlarını merakla bekliyoruz. Sık sık tribünleri ayağa kaldıracak, hırslı ve vazgeçmeyen bir oyuncu. Ayrıca taraftarın da etkisiyle gücüne güç katmaya gelecektir, bizim gibi...


Hugo Almedia, Bize Nasıl Fayda Sağlar?


Hugo, oyun karakteri itibariyle hem fiziksel hem de yüksek teknik becerisi ve topa hakimiyeti ile Beşiktaş'ın yıllardır aradığı tehlikeli futbolcu tipine çok yakın ve çok faydalı olması muhtemel bir oyuncudur. İlhan Mansız tarzına oldukça yakındır. Q7'nin özellikle bu futbolcuyla çok iyi anlaşacağı kesindir. Artık yapılan ortalardan gol atma gibi uzun yıllardır Beşiktaş'ın mahrum kaldığı bir hücum organizasyonunu yaratacak ve bir ihtimal daha sağlanacaktır gol yollarında. Yeni bir seçenek yaratılacaktır. Beşiktaş'ın yakaladığı pozisyonları değerlendirme ihtimali daha yüksektir. Sahada asla vazgeçmeyen ve sisteme uyum sağlayabilen, teknik ve taktiksel yönden eksikleri bulunmayan, komple bir futbolcudur. Kanatların var olduğu bir takımda, Hugo Almedia, varlığını ve futbolculuğunu kanıtlayacaktır şüphesiz. Ayrıca karakter olarak son derece sıcakkanlı ve eğlenceli bir futbolcu ama saha dışında.


Neden Beşiktaş'a Geliyor?


Daha önceki Fernandes yazımızda da belirttiğimiz gibi, artık bu tarz kompleksleri aşmak gerekmektedir. Hagi, Galatasaray'a geldi ve kötü bir futbolcu muydu? Niye geldi o zaman? Bizim transferlerimiz de buna benziyor tam haliyle. Gelmeleri için birçok neden bir araya gelmiş durumda. Artık bulundukları liglerde ve takımlarda miadlarını doldurmuş ama futbolculukları konusunda şüphe olmayan insanlar bunlar. Tıpkı Q7'nin her zaman Avrupa'da isminin geçmesi ve geçeceği gibi bir durum fakat Beşiktaş'ta ve çok mutlu olduğunu defalarca söyledi. O yüzden, Hugo, ne kariyerini bitirmeye ne de son şansını kullanmaya geliyor. Avrupa'da etkin ve tanınan bir takıma geliyor. Ayrıca fazladan bir şans yaratıyor kendisine. Hugo, her zaman yurtdışında oynayabilecektir.


Niye Vazgeçiyorlar Ondan?


Daha önce de (!) dediğimiz gibi, takımların ve sistemlerin her zaman uyum sağlaması mümkün değildir. Kendisi de çok iyi forvetlerin arkasında beklemesi bir yana, o antrenöre hitap etmemektedir. Ve bunun gibi onlarca sebep. Ama bu ihtimallerin hiçbirisinde "kötü futbolcu" fikriyatı yoktur ve olmayacaktır da.


Doğru Bir Transfer mi? - Doğru Transfer Puanı Uygulaması -


Kesinlikle. Hatta bizim DTPU değerlendirmemize göre -detaylı bilgi için tıklayınız- kendisinin puanı; 10 / 8.1. Bu oran Fernandes'ten sonraki en yüksek orandır. Hem yaşı hem de gelecek vaat eden, daha doğrusu Avrupa'ya pazarlanabilmesi her zaman mümkün olan bu futbolcudan Beşiktaş'ın zarar etmesi mümkün değildir. Zaten, düşük bir bonservis bedeliyle takıma katılması en yüksek ihtimaldir. Beşiktaş'ın dirençli ve korkutucu bir forvete ihtiyaç duyduğu uzun zamandır malumunuz. Ayrıca pres gücünden öte rakip defansı bekleten bir yapısı vardır. Her ne kadar Türkiye'deki çoğu defans zaten çakılı beklese de, Avrupa'da etkisi daha fazla olacaktır. Aynı zamanda, Avrupa kupalarında bulduğunuz pozisyonları değerlendirmek zorunda olduğunuz başka bir gerçek. Yoksa ilk Porto maçındaki gibi yenilgiden kaçamazsınız. Bulduğunuzu atmak mecburiyetindesiniz. Hugo, bunu sonuna kadar yapacak bir futbolcudur.


Taraftar Sever mi?


Taraftarla birlikte oynayabilen bir başka oyuncu. Artık ceza sahası dışından da ya da frikiklerden de gol atma ihtimalimiz olacak ve her duran topta, her topu ayağına aldığında ayağa kalkacağız. Her an her şeyi yapabilecek yetenek ve zekada bir oyuncu. Guti'nin ara paslarına kaçacak ve onları değerlendirecek, hiçbir zaman vazgeçmeyen, fiziğiyle sonuna kadar direnen ve hırslı bir oyuncu, daha da önemlisi başarıya ve kendisini sonuna kadar kanıtlamaya son derece aç kalmış bir futbolcudur. Tıpkı Q7 gibi. Sistemin vazgeçilmezi olacaktır.


Handikapları Nelerdir?


Uyum sorunu yaşamayacaktır lakin pres gücünün zayıf olması, sistemi sekteye uğratabilir. Buna ne tür önlemler alınacağı teknik heyetin becerisine bağlı. Belki biraz da agresif olmasından bahsedilebilir. Şu anda Bundesliga'da 3 maç ceza almış durumda. Schuster'in karizması ve otoritesinin buna mahal vereceğini düşünmüyoruz ama bir handikap budur bizce. Bir de açıkçası, biz bu tarz oyuncuları seven bir taraftar grubuyuz. Ne kadar sorun olarak algılanabilir, bilinmez. Aşırıya kaçılmadığı sürece tabii...


Başka?


Türkiye Ligi'ni sallayıp atacak bir futbolcuya sahip olacağız. Tıpkı Trabzonspor'un Jaja'sına benzer ve onun daha gelişmiş ve disiplinli bir versiyonuna sahip olacağız. Hatta direkt forvet oyuncusu olan haline. Ayrıca orta sahada dağıtacağı paslar ve oyun zekasıyla da "gelen topa vuran" santrfor olmadığını herkes görecektir. Çok umutluyuz.


Sonuç?


Beşiktaş, aradığı golcüyü bulmuştur. Pascal ruhuna sahip, hem antrenör hem de futbolcuları takıma katmaya devam ediyoruz. Beşiktaş ruhunu, sahada göreceğiz gibi artık.


Son derece başarılı bir transfer çalışması olur. Sonuna kadar bu takımda oynayacağına ve uyum sağlayıp zorluk çekmeyeceğine, karakter olarak da Beşiktaş'ımıza yakışacağını düşünüyoruz.


Umarız ki öyle olur.


Beşiktaş'ımıza hayırlı olsun.

Takım Çok mu Yaşlı?


Beşiktaş Takımının yaş ortalamasının çok yüksek olduğunu her yerde görüyor ve okuyorsunuz. Bu durumu biraz daha detaylı incelemek istedik. Takımdaki futbolcular ve yaşları şu şekilde;

Rustu Reçber - 37
Hakan Arikan - 28
Cenk Gonen - 22
Ibrahim Uzulmez - 36
Ismail Koybasi - 21
Ibrahim Toraman - 29
Matteo Ferrari - 30
Ersan Adem Gulum - 23
Tomas Sivok - 26
Tomas Zapotocny - 29
Ridvan Simsek - 19
Erhan Guven - 28
Ekrem Dag - 30
Roberto Hilbert - 26
Michael Fink - 28
Fabian Ernst - 31
Necip Uysal - 19
Onur Bayramoglu - 20
Tabata - 30
Yusuf Simsek - 35
Ricardo Quaresma - 28
Guti Hernandez - 33
Nihat Kahveci - 31
Bobo - 25
Filip Holosko - 26
Mert Nobre - 29
Aurelio - 32

TOPLAM YAS ORTALAMASI: 27.81

Yüksek mi peki bu oran? Evet. Fakat esas olarak kadronun yaş ortalaması yanıltıcı bir istatistiktir. Çünkü, kadro derinliğine yaş olarak bakılmaz. Beşiktaş'tan neredeyse ayrılması kesin olan futbolcuları ve "abilik" için duran, Rüştü ve Yusuf 'u çıkarttığınızda karşınıza bambaşka bir tablo çıkar. Yani sadece rakamlara bakarak büyük yorumlar yapmak, ya gerçekleri bilmemektir ya da bilerek üstünü örtmektir.

Zaten, dünyada gittikçe ilerleyen futbolcu yaşı ve "olgunluk" dönemi klişelerine hiç girmeyeceğiz. Bu tarz saçmalıkları yeterince kanallarda ve gazetelerde söyleyenler var, sağ olsunlar. Bizim derdimiz ise başka...

Beşiktaş'ın muhtemel ilk 11'indeki durum ise şöyle; Cenk (22) - Toraman (29) - Sivok (26) - Ersan (23) - İsmail Köybaşı (21) - Ernst (31) - Guti (33) - Necip (19) - Q7 (26) - Tabata (30) - Bobo (25) -> 25.90 *

Bu kadro değiştirilebilir, daha yaşlı ya da daha genç oyuncular da koyulabilir. Kesinlikle konumuz sahaya çıkan futbolcuların gençliği değil burada. Esas olan, yaş ortalamasını arttıran mevkinin Orta Saha olmasına dikkat çekmektir. Deneyim gerektiren ve maç kazandıran "orta saha" gibi zorlu bir bölgenin yaşı nispeten geçkin futbolcular tarafından doldurulmasından doğal ne olabilir ki? Binlerce örnek verilebilir ama gerek yok. Sahadaki en hassas bölgemiz tecrübe ve dayanıklılık odaklı kuruluyor. Yaşlarına rağmen gösterdikleri mücadeleyi anlatmaya da gerek yok. Fakat, tüm takımın en yaşlı sadece bir bölgesi varsa, bunu düşünmek gerekmez mi?

O kadar da yaşlı bir futbol takımına sahip değiliz. Tüm bunlara, gidecek ve gelecek futbolcuları da ekleyince ortalama iyice düşecektir. Siz bakmayın yaşlılık göndermelerine, sadece Denizli'nin kadrolu arkadaşlarını tasfiye etmeye başlıyoruz.

Bütün mesele bu.

*Beşiktaş'ın bugüne kadar oynadığı maçlarda sürekli değişen kadro yapısı göz önüne alınarak ihtimallerden biri yazılmıştır.

Tekke ve Vaziyet


Fatih Tekke... Büyük umutlarla transfer edilmiş, kimi çevrelerce de hiç istenmemiş futbolcu. Geldiği günden beri ne kadar oynadığı, neyi yapıp yapmadığı ya da futbolculuğunu tartışmayacağız.

Futbolcular ve takımları arasında çeşitli sorunlar olabilir. Dünyada böyle şeylere çok rastlanıyor. Neticede bu son derece insan ve onun zaaflarına dayanan bir spor dalı. Buraya kadar her şey normal.

Ama...

Bizce, Fatih Tekke, an itibariyle Beşiktaş'a çok büyük bir katkıda bulunmuştur. Schuster ile aralarındaki tartışma ne olursa olsun, galip çıkan kesinlikle Schuster olmuştur. Kendisinin ne kadar titiz, inatçı ve taviz vermeyen bir insan olduğunu anlamış bulunmakta tüm ülke. Bu takım için de geçerli pek tabii. Buradan bakınca, takımda artık kesinkes bir Schuster egemenliğinin kabul gördüğü düşünülebilir. Çünkü, bir şekilde bu adamın otoritesinin dışına çıkmak isterseniz, sonunuz Fatih Tekke'ye benzeyecektir. Tüm takım bunun farkında ve disiplin olarak hocanın aksine bir harekette bulunamazlar. Schuster, Tekke sayesinde hem otoritesini güçlendirmiş hem de kendisini kısa zamanda futbolcularına tanıtmıştır. İleride yaşanması muhtemel, üstelik de daha önemli futbolcuların bu tarz hareketlere meyletmesi ihtimali tamamen ortadan kalkmıştır.

Çünkü, bunun sonucu takımdan kesinlikle gönderilmektir.. Artık futbolcular ve diğer çalışanlar bunu gayet iyi biliyorlar. Asla geri dönüşü olmayan bir adam Schuster. Kişisel olarak eleştirebilirsiniz, futbolcuyu kazanmalı ya da böyle inatçı olmamalı minvalinde, ama bu karakterini de yansıttığını ve takım üstünde önemli bir otorite sağladığını da görmemezlikten gelemezsiniz. Schuster, şansını da yanına alarak, basının çok önemsediği, saldırmak için kullandığı bir kanalı, lakin taraftarlar ve takım tarafından çok da kaale alınmayan ve önemsenmeye bir futbolcu üzerinde bunu göstermiştir. O kadar kıvamında ve o kadar doğal ki...

İşler arap saçına dönmeden, takım Fatih Tekke'nin egemenliğine ve ona muhtaç olacak hale gelmeden, yani doğrusu oyuncuları yanına almasına müsaade etmeden bunu gerçekleştirmiştir. Futbolcular hem durumun ciddiyetini anlamış hem de huzursuzluk çıkartacak bir mevzu olmamıştır.

Fatih Tekke'yi istemediği ya da beğenmediği için kadrodan çıkartmıyor Schuster. Kendisinin tüm takımdaki oyunculara uzunca müddet şans verdiğini ve kimilerinin hatalarına rağmen bundan geri adım atmadığını göz önüne alırsanız, mesele Schuster'in Tekke'ye kafayı takmaması olduğunu anlarsınız. Her şey gayet net; Tekke, bir terbiyesizlik yaptı ve sonuçlarına katlanıyor. Kendisinin 'özür' dilediğini de düşünmüyoruz. Böyle bir adımı Schuster geri çevirmeyecektir. Lakin, Tekke'nin takımla bağlarını kopardığını söylemek mümkün. Schuster ile aralarında geçen tartışmanın ardından Tekke'nin aynı azmi göstermediği ve takımdan uzaklaştığı yani, kazanılması için hiçbir adım atmadığını, oldukça şahsi ve kinli hatta ve hatta 'asi' bir profil çizdiği kesindir. Neticede kendisi Karadenizli ve hem dik hem de ters bir insandır.

Aslında, tüm taşlar yerine oturmuştur. Fatih Tekke, Beşiktaş için büyük bir kayıp değildir. Kendisi, egosu ve liderlik özellikleri yüksek bir oyuncu. Beşiktaş takımında bu haliyle bunların ona adledilmesi zaten mümkün değildi. Ve sonuç olarak uyum sağlanamadı, kanlar birbirine uymadı.

Fatih Tekke'ye, Beşiktaş takımının disiplin yönüne yaptığı katkılar, Schuster'in otoritesini sağlamasına yardımlarından dolayı ve yönetimin Schuster'in arkasında olduğunu kesinkes göstermesini sağladığı için teşekkür ediyoruz.

İyi ki geldin Fatih ve güle güle.


---Yazının ardından ajanslara geçen haber---
Son Dakika Haberi; Fatih Tekke, bizim yazımızın ardından bazı açıklamalarda bulunmuş. İçerisinden bir bölümü dikkatimizi çekti. Şöyle diyor;"O olayın ardından Hocamız hatalı olduğunu kabul ederek benden özür diledi. O olayda ben hatalı olsam hocamdan bin defa özür diler elini öperdim." demek ki kendisi özür dilememiş. Biz ne demiştik?
---

29 Kasım 2010 Pazartesi

Maç Sonrası / GS-BJK

Maçın özeti; Guti!

Beşiktaş esas olarak maç boyunca, "maçı kazanmak" için oynadı sadece ve bunu çok başarılı şekilde uyguladı. Maç boyunca kontrolü ve disiplini hiçbir zaman kaybetmedi.

Bugüne kadar oynamak istediğimiz sistemden çok daha farklı bir şekilde maçı tamamladık. Erken gelen golün bunda etkisi çok büyük, keza Schuster sisteminden vazgeçmiş değil. Fakat Türkiye'de birçok şeyin skor üzerinden döndüğünü ve bu maçın kazanılması gerektiğinin farkındaydı. Oyuncularının istediği sistemi oynamalarına müsaade etti. Lakin bu, Beşiktaş'ın böyle devam edeceği anlamına gelmiyor. Çünkü bu oyun maç kazandırsa da asla çağ atlatmaz ve bir şey katmaz. On yıl bu sistemle şampiyon olsanız da sonu yok. Eninde sonunda kaybetmeye mahkumsunuz ve tüm başarılar bir kandırmacadan ibaret olur. İyi ki Schuster inatçı bir teknik direktör. Ufak tefek düzeltilebilir sorunları halledince Beşiktaş'ın o sistemi başarı ile oynayacağından şüphemiz yok. O yüzden bu maçın taktiği ve oyun yapısını incelemek, yargılamak pek de doğru olmayacaktır.

Ama maçı izlemeyenler için şöyle özetleyebiliriz; kazanmak için geride bekleyen, kademe hatası yapmayan ve kontra atakları son dakikaya doğru becerebilen, seyir zevki düşük fakat kendine güvenli, bir maç için katlanabilir hatta gerekli ama diğer maçlarda evlerden ırak bir futbol oynadık.

Maçı anlatmanın ya da çözümlemenin hiçbir gereği yok çünkü özeti; Guti. Baştan sona sahada vardı ki bu da bizim tahminlerimizden biriydi. Beşiktaş saha içi liderini artık kanıtlamış durumdadır.

Bazı maçlar bir şekilde kazanılmalıdır. Tıpkı geçen seneki İnter-Barcelona, Şampiyonlar Ligi eşleşmesinde Mourinho'nun gerçekleştirdiği gibi. Bu bakımdan söylenecek pek bir şey yok.

Beşiktaş maçı kazanmıştır. İstediği sistemden uzak olsa da, skor basınının oldukça hoşuna gitmiştir.

Maçla ilgili birkaç dikkat çeken nokta;

- Pino, forvette Ersan'ı oldukça zorladı. Bunun sebebi ise Ersan'ın gereksiz gerilimiydi. Bu geriliminden ötürü oldukça sıkıntı yaşandı ve kişisel hatalarla pozisyon verildi. Daha çok tecrübesiz bir oyuncu Ersan. Neticede bu sene geldi Bank Asya'dan. Onun diğer örneği Batdal'ın hali ortada nitekim.

- Cenk... 3 puanı onun hanesine yazsak, kimse hayır demez. Olağanüstüydü. Son dakikada yediği gol ise ikinci yarı boyunca top gelmemesinden kaynaklıydı. Beşiktaşlılar olarak "yoksa yeniden mi?" şüphesine düşmemize gerek yoktur. Cenk, yıllardır her Beşiktaşlı'nın yaka silktiği "saçma sapan hatalar" yapan kaleci profilinden oldukça uzak. Aynı zamanda o da deneyimsiz neticede. Buna rağmen çıkarttığı pozisyonlar Milli Takıma göz kırpar nitelikte. Hele ki, Pino'nun ayağından topu bir savunma oyuncusu gibi ayağıyla alması takdire şayandır. Genelde kalecilerin ezbere yaptığı hareketlerden uzak, yaratıcı ve kendine çok güvenli, yüksek konsantrasyona sahip bir kaleci Cenk. Burada, yaratıcı kelimesinin altını kalın çizgilerle çizmek gerekiyor. Oldukça farklı ve insiyatif alan bir yapısı var. Bu olumlu manada çok büyük bir meziyet. Kendine has çözümleri kısa sürede üretebilen biri. Zaten yeteneğinden şüphemiz yoktu, dün gece zirve yaptı gönlümüzdeki yeri. Umarız ki, başarısı devam eder. Hoşgeldin, birinci kalecimiz. Yeri değişmez bundan sonra kolay kolay.

- Pino asıl mevkisine geçince İsmail'i ezeceğini düşünen herkes yanıldı dün akşam. İsmail, defansif anlamda öğrenmeye başlamış gibi görüldü. Hele ki onbirde olunca "umutlarını tüketen" taraftarlara bunu anlatmak istiyorduk. Öğreniyor ve daha da öğrenecek. Dün kusursuz bir oyun sergiledi. Hem defansif hem de hücum olarak çok etkin ve bilinçliydi. Schuster şansını iyi değerlendirecek gibi. Yeter ki, dış etkenlerden sıyrılıp futboluna odaklansın.

- Taba dün akşam ortalarda yoktu. Normal profilinde bile zaman zaman etkin olabilen Tabata'nın dünkü hali pek açıklanabilir türden değildi. Gitmesi yönündeki baskıları ısrarla arttırmaya devam ediyor.

- Ernst, dün akşamın cevherlerinden biriydi, üstelik kendi kapasitesinde oynamadı. Başarılı ve güvenliydi. Varlığı takıma çok şey katıyor özellikle de mental açıdan. Biraz yorgunluk belirtileri gösteriyor ama devre arasından sonra eski gücüne kavuşacaktır. O kadar maçın ardından bu da gayet normal.

- Nobre, koşuları ile etkili oldu. Fakat yeteneklerinin ne kadar sınırlı olduğu yine gözüktü. Daha düşük bir maaşla yedek olabilir ancak lakin bu maaşıyla olmaz, olamaz. Mücadele gücünü her zaman takdir ettik ve her yerde vurguladık. Yine yanıltmadı bizi. Her ne kadar sevilmese de, kendisi kalmak için takımdaki herkesten daha fazla uğraşıyor.

- Hilbert, sağ bekte çok etkin oynadığını söylemiştik. Öyle de oldu. Kusursuzdu. Tek sorunu hücum bindirmelerindeki etkisizliği. Bir türlü pozisyonları doğru şekilde değerlendiremedi. Top, ona geldiği kadar Guti'ye gelseydi fark çok daha büyük olurdu ki, ona o pasları Guti attı zaten. Ve ondan Guti olmasını beklemek haksızlık olsa da, en azından orta yapabilmeli.

- Holosko, o kadar küfürün ardından yine de iyiydi ama bu onun ortalamasına göre bir iyi. Penaltı yapılmasaydı o pozisyondan nasıl yararlanacaktı çok merak ediyoruz. Kafasını bile kaldırmadan gelmişti oraya kadar, neyse ki Ali Turan gibi son derece beceriksiz bir oyuncu vardı yanında. Hem müdahalede hem de baskı noktasında yanlış yaptı, zirve noktasını da penaltı ile pekiştirdi. O golün mimarı Ali Turan idi. Holosko, topu saha içinde bile tutmaktan aciz. Mücadelesine teşekkürlerimizi sunuyoruz yine de.

Genel olarak böyle özetlenebilir gece.

Bizce ise, kazanmamız gerekiyordu öncelikli olarak, kazandık. Bütün mesele bu. Neresinden bakılırsa bakılsın, yıllar sonra ASY'de gelen galibiyet çok önemlidir. Hele ki yıkılmadan buna yetişebilmek ve kapanışı yapma onuruna erişmek...

Şampiyonluk gelir mi? O kadar acele etmemek gerek. Guti ve takım arkadaşlarının kendilerine güvenini arttırmaları şart. En azından, bizim kendimize güvenimizi...

Tebrikler Kartal.

Zenci Sabri

Hürriyet Gazetesi'nin haberine göre; " Sabri, Schuster'e İngilizce 'What's your problem? Shut up!' karşılığını verdi. "

Eğer Sabri bu cümleyi aynen böyle ve aksanıyla söyleyebildiyse "helal olsun" gerçekten. Türk futbolcusu gün geçmiyor ki gelişmesin. Yakında Avrupa'da izlemek isteriz kendisini, hazır dili de öğrenmişken. Üstelik o "zenci" İngilizcesi ile bizi mest etti.

Schuster, kusura bakma ama söz konusu adam Sabri, kapa çeneni!

Sabri ortaya, üçlü çektir Kartal'a!

28 Kasım 2010 Pazar

Fair Play Ödülü Sahibini Buldu!


Bu blogta, diğer takımlarla ilgili bilgileri vermiyoruz. Bu tamamen hedeflerimiz doğrultusunda aldığımız bir karar.

Lakin, Neill'in maçta yaptığı centilmenlik ötesi "adamlık" karşısında söz söylememek, görmezden gelmek, büyük bir terbiyesizlik olurdu.

Kendisi bu pozisyonda, Nobre'nin sarı kartı hak etmediğini anlatıyor hakeme. Sahalarımızda görmeye alışık olmadığımız bir durum kesinlikle. Oysa ki biz, zaman geçiren, yerden kalkmayan, rakibin kart görmesi için güvercin misali binbir takla atan futbolculara öylesine çok alışmıştık ki...

Bazıları, bu pozisyondaki takdirimizi Beşiktaş lehine olmasına bağlayabilir ya da Beşiktaş'ın maçı kazanmasına, ama bunlarının hiçbirisinin etkisi yoktur, olmayacaktır da. Ne maç ne de galibiyet hatta ne de mağlubiyet, böyle bir pozisyonda yapılan "adam gibi adamlığı" görmezden gelmemizi sağlayamazdı.

İddia ediyoruz ki; bu yılki "Fair Play Ödülü" bu maçtaki tek bir nüansla sahibini bulmuştur. Umarız ki, o ödülü Neill kazanır. Yaptığı büyüklüğü kelimelere dökmek çok zor, Galatasaraylı taraftarlar böyle bir futbolcuya sahip oldukları için sevinmeliler. Gerçi şu durumda bunu görmemeleri belki normal karşılanabilir ama tüm içtenliğimizle Neill'i ve onun nezdinde taraftarlarını kutluyoruz.

Darısı bizim futbolcularımızın başına.
Teşekkürler Neill.

Not; Tüm bu açıklamalara rağmen sarı kartını göstermekten taviz vermeyen hakemin de durumunu ve maçtaki olayları anlayabilme kabiliyetini okurlarımıza bırakıyoruz.

Tebrikler Beşiktaş! ve BeşiktaşkUlan!


Beşiktaş'ımız, deplasmanda oynadığı Galatasaray maçını 1-2 kazanmıştır.
Goller; Guti, Nobre, Kewell

Maç ile ilgili detaylı inceleme daha sonra yer alacaktır. Yalnız skor tahminimiz son dakikada Cenk'in yediği hatalı golden dolayı gerçekleşmemiştir. Canı sağolsun tabii ki.

Peki biz ne demiştik?

Varan 1;
"Cenk'in artık Beşiktaş kalesinde sabit kalması gerektiğine dair inancımız devam ediyor. Schuster, büyük bir risk ve formasyona girmezse kalede Cenk olacaktır."

Varan 2;
"Sağ bekte, Erhan'ın oynatılma ihtimaline tahammülümüz olmadığı için orada Hilbert iyi bir alternatif olarak gözüküyor. Bek pozisyonunda daha başarılı olduğunu düşünüyoruz. Her ne kadar birebirde çalım yese de, hırsı ve azmi bunu kapatabiliyor. Ayrıca GS'nin onun önüne koyacak bir süper yeteneği de yok. O yüzden biraz da maça göre düşünürsek, Hilbert burada iyi oynayacaktır."

Varan 3;
"Biz, defansif anlamda çok büyük hatalar ya da kaos olacağını sanmıyoruz. Beşiktaş, en fazla 1-2 pozisyon verecektir normal şartlarda."

Varan 4;
"Bu diğer bir ihtimal. Lakin bu gerçekleşse bile, yine de çok fazla boş alan bırakılmayacaktır. Beşiktaş yavaş yavaş öğrenen bir takım. Bu sefer daha derli toplu ve bütünlüklü bir oyun oynayacaktır ve köşe vuruşlarında ahmakça pozisyon hataları yapıp bir oyuncunun 50 metre top sürmesine izin vermeyecektir. "

Varan 5;
"Guti, bu takımın sahadaki liderliğini bu maçta kanıtlayacaktır. Bakınız, kanıtlamalı demiyoruz, kanıtlayacaktır, diyoruz. Her ne kadar kasap GS orta sahasında yine kronik sorunlarını yaşaması muhtemel olsa da, bu sefer daha dirençli ve istekli olacaktır. Rakip orta sahayı üç dört pas yaparak aşabilir. Anında geride kalan orta saha ile Guti başbaşa kaldığında Türkiye ligine göre "yüksek" seviyede tehlike oluşur zaten. "

Varan 6;
"Ernst... GS orta sahasını daha çok rahatsız edecektir. "

Varan 7;
"Bir adım daha ötede futbol oynamayacaktır çünkü bu iki yıllık bir süreç ve Holosko iki yıldır son derece silik her haliyle. Belki savunma arkasına atılabilecek bir iki topta iş yapabilir. Bu sefer %1 bile olsa daha iyi görüneceğini tahmin ediyoruz."

Varan 8;
"Beşiktaş'ın takım olarak daha iyi olduğu ortada. Yalnız hassas dengelere ve yeni bir sisteme sahip olması bazı sıkıntıları da beraberinde getirmekte. Beşiktaş, orta sahadaki direncini arttırırsa, maç boyunca sorun yaşamayacaktır ve gol yeme ihtimali bizce çok düşük, en fazla 1 gol bizce."

Varan 9;
"Beşiktaş eğer acele etmeden beklerse ve direncini yüksek tutarsa bolca pozisyon ve Fatih oynadığı takdirde gol de bulacaktır. GS'nin maçın sonuna kadar aynı fiziksel gücü koruması mümkün gözükmüyor."

Varan 10;
"Skor Tahmini; Galatasaray: 0 - Beşiktaş: 2"



Yorumu sizlere bırakıyoruz. İncelemeye yandaki menüden ulaşabilirsiniz.

Beşiktaş'ımızı tebrik eder, başarısının devamını dileriz.

Beşiktaşlı Olmak...

"Beşiktaş için bir şeyler yapmak istiyorsanız, kimsenin adamı olmayın! "
Süleyman Seba

Maç Öncesi Takım Konuşması



O kutsal formamızı terleten Beşiktaşlı futbolcular;

Sizden tek bir beklentimiz var; sonuna kadar o formayı terletmeniz. Sahanın her yerinde mücadele etmeniz. Herkes üstünüze gelse de, hakemler size vursa da, hatta yanlış gün ve zamanda oynasanız da, yetenekleriniz az dahi olsa, yanınızdayız.
O formanın hep yanındaydık. Evet, herkes sizde galibiyet bekliyor. Bir şampiyonluk macerası uğruna... Ama biz, şampiyonluktan öte şeyler bekliyoruz sizden. Elinizden geleni yapın, varsın olsun maç kaybedilsin, hatta şampiyonluk. Fakat, geleceği kazanın. Kazanmamıza yardım edin. İşiniz zor. Herkes sizin hatalarınızı bekliyor. Ama yapabilirsiniz. Siz yenebilirsiniz. Siz bu şampiyonluğu onlara inat kazanabilirsiniz, hadi kartallarım, sahaya çıkın ve gösterin kendinizi tüm ülkeye! Biz, arkanızdayız her zaman.

Değerli antrenörümüz Schuster;

İnsanlar size kızsa da, basın üstünüze gelse de, herkes bol gollü galibiyetler bekleyip gerçeği görmese de, biz sizin yanınızdayız. Gerekirse yıllarca da öyle olacak. Siz bakmayın onlara. Vazgeçmeyin ne 'ukala' konuşmalarınızdan ne de sisteminizden. Kaybetseniz de sonuna kadar yanınızdayız! Bizim size güvenimizi anlayamazlar. Siz, kendinize güvenin, biz size güveniyoruz zaten.

Değerli Başkanımız Yıldırım Demirören;

Daha yapacak çok işiniz var ama bu doğru yolda, her zaman yanınızdayız. Hatalarınızı eleştirir, size kızarız da ama doğrularınızı görüp, bunları yok sayamayız. Siz, doğru yoldasınız, lütfen devam edin.

Büyük Beşiktaş Taraftarı;

Her ne olursa olsun bu takımdan ve teknik heyetten vazgeçmeyiniz. Biz, başaracağız hiç merak etmeyiniz. Sonuna kadar, şampiyon olmasak da, hatta futbol bile oynamasak da, bu kadroya güvenelim, bırakmayalım, yılmayalım, küfretmeyelim, sonuna kadar, omuz omuza direnç gösterelim. Biz, büyük taraftar olarak, başaracağız. Yeter ki birliğimizi bozmayalım.

Beşiktaş'ımıza sonsuz başarılar!
Hadi kartallar, galibiyetle dönün oradan!

Ne Demiştik?


Alen Markaryan'ın vurulmasıyla ilgili detaylar ortaya çıkmaya başladı.
Biz, bu haberi duyunca ne demiştik?

"Aralarındaki tartışma hakkında fikir yürüterek "şeytanın avukatlığını" yapma taraftarı değiliz ama yine de bazı gerçekleri Alen'e olan sevgimizden ötürü görmezden de gelemeyiz. Niçin tartıştıkları az çok tahmin edilebilir olsa da, biz buna inanmak istemiyoruz ısrarla."

Peki olayın aslı nedir?

"Daha önce Markaryan’ın yerine tribünlerde yer almak isteğini tekrarlayan Harun Dulkara’nın, “Ben sizin aleyhinizde konuşmuyorum. Beni safdışı bırakmanız için bunu ispat etmeniz gerekir” yanıtını verdiği belirtildi. Bunun üzerine Alen Markaryan ve Ayhan Ketenci, Harun Dulkara’nın kendileri hakkında olumsuz konuştuğu gizli telefon kaydını ortaya koydu. Görüntülere sinirlenen Dulkara da cebindeki silahı çıkararak kurşun yağdırdı. Kurşunlar Markaryan’ın dizine, ayak bileğine ve eline isabet etti." Haber1903.com

Başka bir söz söylememize gerek var mı?

Böyle bir ranttan fayda sağlayan herkes, böyle iç sorunlar ya da çekişmeler yaşayabilir. Lakin, biz bu konuda da sözümüzü söylemiştik;

" Beşiktaş taraftarı silahlı adamların ellerinde olmayacaktır. Gerekirse kurşun yiyen tarafta olacaktır ama asla o silahı bir başkasına doğrultmayacaktır. "

Böyle bir hadiseyi eleştirmiyor ya da Çarşı internet sayfası gibi, görmezden gelip destek çıkıyorsanız, Beşiktaş ile ilgili düşünmeniz gereken çok şey var demektir.
Beşiktaş, kişilere bağımlı değildir, olmayacaktır. Birileri gelir ve gerekirse birileri gider.
Tekrar geçmiş olsun...

Not; Vuran şahıs gözaltına alınmıştır. Alen, kendisinden şikayetçi olmamıştır.