Çarşı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çarşı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Kasım 2010 Pazar

Maç Öncesi Takım Konuşması



O kutsal formamızı terleten Beşiktaşlı futbolcular;

Sizden tek bir beklentimiz var; sonuna kadar o formayı terletmeniz. Sahanın her yerinde mücadele etmeniz. Herkes üstünüze gelse de, hakemler size vursa da, hatta yanlış gün ve zamanda oynasanız da, yetenekleriniz az dahi olsa, yanınızdayız.
O formanın hep yanındaydık. Evet, herkes sizde galibiyet bekliyor. Bir şampiyonluk macerası uğruna... Ama biz, şampiyonluktan öte şeyler bekliyoruz sizden. Elinizden geleni yapın, varsın olsun maç kaybedilsin, hatta şampiyonluk. Fakat, geleceği kazanın. Kazanmamıza yardım edin. İşiniz zor. Herkes sizin hatalarınızı bekliyor. Ama yapabilirsiniz. Siz yenebilirsiniz. Siz bu şampiyonluğu onlara inat kazanabilirsiniz, hadi kartallarım, sahaya çıkın ve gösterin kendinizi tüm ülkeye! Biz, arkanızdayız her zaman.

Değerli antrenörümüz Schuster;

İnsanlar size kızsa da, basın üstünüze gelse de, herkes bol gollü galibiyetler bekleyip gerçeği görmese de, biz sizin yanınızdayız. Gerekirse yıllarca da öyle olacak. Siz bakmayın onlara. Vazgeçmeyin ne 'ukala' konuşmalarınızdan ne de sisteminizden. Kaybetseniz de sonuna kadar yanınızdayız! Bizim size güvenimizi anlayamazlar. Siz, kendinize güvenin, biz size güveniyoruz zaten.

Değerli Başkanımız Yıldırım Demirören;

Daha yapacak çok işiniz var ama bu doğru yolda, her zaman yanınızdayız. Hatalarınızı eleştirir, size kızarız da ama doğrularınızı görüp, bunları yok sayamayız. Siz, doğru yoldasınız, lütfen devam edin.

Büyük Beşiktaş Taraftarı;

Her ne olursa olsun bu takımdan ve teknik heyetten vazgeçmeyiniz. Biz, başaracağız hiç merak etmeyiniz. Sonuna kadar, şampiyon olmasak da, hatta futbol bile oynamasak da, bu kadroya güvenelim, bırakmayalım, yılmayalım, küfretmeyelim, sonuna kadar, omuz omuza direnç gösterelim. Biz, büyük taraftar olarak, başaracağız. Yeter ki birliğimizi bozmayalım.

Beşiktaş'ımıza sonsuz başarılar!
Hadi kartallar, galibiyetle dönün oradan!

Ne Demiştik?


Alen Markaryan'ın vurulmasıyla ilgili detaylar ortaya çıkmaya başladı.
Biz, bu haberi duyunca ne demiştik?

"Aralarındaki tartışma hakkında fikir yürüterek "şeytanın avukatlığını" yapma taraftarı değiliz ama yine de bazı gerçekleri Alen'e olan sevgimizden ötürü görmezden de gelemeyiz. Niçin tartıştıkları az çok tahmin edilebilir olsa da, biz buna inanmak istemiyoruz ısrarla."

Peki olayın aslı nedir?

"Daha önce Markaryan’ın yerine tribünlerde yer almak isteğini tekrarlayan Harun Dulkara’nın, “Ben sizin aleyhinizde konuşmuyorum. Beni safdışı bırakmanız için bunu ispat etmeniz gerekir” yanıtını verdiği belirtildi. Bunun üzerine Alen Markaryan ve Ayhan Ketenci, Harun Dulkara’nın kendileri hakkında olumsuz konuştuğu gizli telefon kaydını ortaya koydu. Görüntülere sinirlenen Dulkara da cebindeki silahı çıkararak kurşun yağdırdı. Kurşunlar Markaryan’ın dizine, ayak bileğine ve eline isabet etti." Haber1903.com

Başka bir söz söylememize gerek var mı?

Böyle bir ranttan fayda sağlayan herkes, böyle iç sorunlar ya da çekişmeler yaşayabilir. Lakin, biz bu konuda da sözümüzü söylemiştik;

" Beşiktaş taraftarı silahlı adamların ellerinde olmayacaktır. Gerekirse kurşun yiyen tarafta olacaktır ama asla o silahı bir başkasına doğrultmayacaktır. "

Böyle bir hadiseyi eleştirmiyor ya da Çarşı internet sayfası gibi, görmezden gelip destek çıkıyorsanız, Beşiktaş ile ilgili düşünmeniz gereken çok şey var demektir.
Beşiktaş, kişilere bağımlı değildir, olmayacaktır. Birileri gelir ve gerekirse birileri gider.
Tekrar geçmiş olsun...

Not; Vuran şahıs gözaltına alınmıştır. Alen, kendisinden şikayetçi olmamıştır.

27 Kasım 2010 Cumartesi

Alen Markaryan Vuruldu! Ama?


Beşiktaş'ın en önemli simgelerinden ve Çarşı'nın kurucularından Alen Markaryan, diğer tribün liderlerinden Harun Dulkara tarafından vurulmuş.

Öncelikle Alen'e geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz ve bu çirkin olaya dahil olan tüm suçluların bir an önce adalet önünde hesap vermesini istiyoruz.

Lakin, tüm bu dileklerimize rağmen, Alen ve Harun'un, bulundukları mevki ve binlerce insanın takip ettiği kişiler olmalarından dolayı daha sorumlu hareket etmeleri gerektiğine inanıyoruz.

Özellikle de Alen gibi televizyonlarda, internette ve radyolarda sürekli boy gösteren, basının da yakından tanıdığı ve bir nevi "Taraftar Yüzü" olan birinin, her ne olursa olsun bu tarz olaylardan uzak durması gerektiğini düşünüyoruz.

Evet, bunlar kişisel olaylar olabilir, her gün ülkemizin her köşesinde maalesef yaşandığı da malumdur. Yine de, bir kıdem daha fazla dikkat edilmesi gerekiyordu. Özellikle, iki kişi de Beşiktaş tribün lideri olarak anılıyorsa...

Aralarındaki tartışma hakkında fikir yürüterek "şeytanın avukatlığını" yapma taraftarı değiliz ama yine de bazı gerçekleri Alen'e olan sevgimizden ötürü görmezden de gelemeyiz. Niçin tartıştıkları az çok tahmin edilebilir olsa da, biz buna inanmak istemiyoruz ısrarla. Evet, kötü bir olay ve gerçekten üzüntümüz çok büyük. Fakat, Beşiktaş'ı tekrar karanlık günlere çekmek isteyenlere büyük bir fırsat verilmiş olduğu da başka bir gerçek.

Biz, çok temiz bir taraftar grubu olma kaygısında değiliz. Elbette, hatalara ve kişisel davranışlara açık olmak, bu tarz büyük oluşumlarda hem bir zaaf hem de bir zarurettir. Basının ve diğer otoritelerin bizi de, sıradan bir taraftar kimliğine sokmasına karşıyız ama bu, birbirimizi vurma ya da mafyavari bir göndermeyle "topuğa sıkmak" demek olmuyor. Yaşanan durum aynen budur.

Alen'e geçmiş olsun diyoruz. Umarız ki bundan sonra daha dikkatli davranılır ve Beşiktaş taraftarları da düşünülür. Çünkü bu imaj uzun süre silinmeyecektir hafızalardan. Düzelttiğimiz ve değiştirdiğimiz şeyleri söylemekten öte yaşamalıyız. Alen de bunun bir numaralı sorumlusudur. Artık böyle basit ve saçma sapan işlerden ırak durulması zorunluluktur.

Yine umuyoruz ki, bu imajı bir şekilde değiştirsinler ve birileri unutsunlar, unutturabilelim.

Beşiktaş taraftarı silahlı adamların ellerinde olmayacaktır. Gerekirse kurşun yiyen tarafta olacaktır ama asla o silahı bir başkasına doğrultmayacaktır. Alen'in de böyle yaptığını düşünmek istiyoruz. Birilerini öldürmekten daha iyi bir seçenek maalesef günümüzde kurşun yemek. Böyle işlerden uzak durulmasını temenni ediyoruz hatta böyle insanlardan diyelim...

Bu anlayışla kurşun yiyen herkes, bizim için "cesur bir yürek" tir ve öyle de kalacaktır. Kalmaya devam etmek isterse eğer...

Alen, sen de böyle kalırsın ya da böylesindir umarız.

Tribün liderliği, eleştirilemez demek değildir. Hem eleştiriyor hem de destekliyoruz kendisini. Bir şekilde Beşiktaş'tan gelir ya da kitap yazacak güç elde eden herkesi de eleştirebilme hakkına sonuna kadar sahibiz. Bu düşüncemiz, bayat bir haset olarak anlaşılmasın. Vefasına ve yaptıklarına saygımızı korumakla birlikte, Yıldırım Demirören kadar tüm icraatlerinden ve kendinden, bize karşı sorumludur.

Bu böyledir, değiştirilemez.

Geçmiş olsun...

24 Kasım 2010 Çarşamba

Sevgili Oktay...


Sevgili Oktay,

Sen ki, Beşiktaş tarihinin en büyük golcülerinden birisin. Yıllar yılı senin gollerinle büyüdük, sahadaki umudumuzdun, onbir seçimlerimizin değişmez adamıydın ve o siyah beyaz forma o kadar yakışırdı ki sana...

Attığın gollerin hepsi hafızamıza kazınmış vaziyettedir, hele ki Avrupa'dakiler. O dönemde zordu bunları atmak, yeni yeni nefes alıyordu Türk futbolu ve sen başını çekiyordun artık değişen ve gelişen bu yeni dönemin. Her maçta gol atabilme ihtimalini seviyorduk, o Avrupai son vuruşlarını ve ani dönüşlerini, golü sanki koklayarak bulmanı seviyorduk, biz, seni çok seviyorduk, ama...

Beşiktaş sonrası değiştirdiğin 14 takım seni anlatıyor esasında. Sonra gelip bizde jübile yapman da vardığımız noktayı gayet net gösteriyor. Sen, çekirge misali zıplarken oradan oraya, hala hafızamızda Belçika'ya attığın golün tekrarı dönüyordu durmadan ve belki attığın birkaç gol daha.

Her şey çok güzeldi oysa ki, destansı zamanlar yaşıyorduk sen ve biz. Lakin sonuna geldik. Ve 14 takım değiştirdin bizden sonra. 14 takım Oktay! Sen, rengarenksin artık. Ve kimse sevmemiş seni, bizim kadar. Gözün yükseklerdeydi ama jübilen bizde. Ne büyük ironi. Neyi anlamadın sen Oktay? Nerede hata yaptın? Bunları hiç açıklamadın.

Ve sen gittikten sonra kimse adını anmadı ve aramadı seni. Birkaç neslin senden haberi bile yoktu, önümüzdeki dönemde hiç de olmayacak ve sen bunu biliyorsun. O yüzden televizyon ve gazete dünyasına girdin. Kısıtlı futbol bilgin ve ukala tavrınla hemen de ayak uydurdun. Geçmişte kalmış futbol zihniyetin bir tarafa, "Beşiktaşlılığı" kendine dava edinmen bizi hepten rahatsız etmekte. Beşiktaş taraftarını korumak adı altında yaptıkların, bizden ne kadar bihaber olduğunu göstermeye yetiyor da artıyor. Bize yaranmak için laflar edip, kovmaya çalıştığın adamları biz çok seviyoruz oysa ki.

Ama sen oturduğun yerden ve hiç çevrene bakmadan atıp tutup bunu başardığını zannediyorsun. Beşiktaşlılığı konuşacak en son adamsın sen Oktay. Efsane değilsin, olmadın. Bizi de hiç anlamadın. Beşiktaş'ın haklarını savunacaksan eğer, maharet herkese saldırmak değildir, bunu da bilmen gerekir. Bizim hocamıza "haddini aştı" dersen eğer, sen haddini aşmış olursun. O adam babanın oğlu mu? Sen kimsin ki Türk futbolunu savunabilecek hakka sahip olduğunu düşünüyorsun? Neyin var senin elinde? Ama sende haklısın, ülkede futbol yorumcularının mizacı bu. Sende geride kalmadın, ne mutlu.

Bize ve takımına sahip çıkıp, terbiye sınırlarını aşmadan yapabilsen o eleştirileri, emin ol ki, bugün kazandığından daha fazlasını kazanırsın maddi olarak. Parası neyse veririz. Seni reytinglere de boğarız. Üç beş kez çıkıp bir daha uzak kaldığın televizyonlardan da para kazanırsın. Ama sende o yetenek yokmuş, anladık. Şimdi yavaş yavaş silindiğin bu medya sahnesindeki son çırpınışlarını izlemek içler acısı. Elden gelen bir şey yok. Senin hakkında bir yazı yazmak bile seni amacına ulaştırır ama bu da attığın gollerin sadakası olsun. Vefa borcumuzu ödemiş olalım.

Hesap kapansın.
Senin de kariyerin artık bitsin.
Futbolda olduğu gibi,
jübile zamanın geldi.

Sevgili Sergen...

Sevgili Sergen,

Sen, milyonlarca çocuğun efsane ismi oldun. Yıllar yılı mahallenin sahasında herkes kendine Sergen dedi, o kadar "gerçek" futbol efsanesinin yerine. Senin sol ayağın bizim için en mitolojik karakterden daha erdemli ve güçlüydü her zaman. Attığın gollerden, verdiğin paslara kadar dilimizde tüyler bitene kadar anlatırdık, sanki kimse bilmiyormuş gibi...

Biz, sen İstanbulspor'da bize gol atınca "evladından" tokat yemiş bir baba gibi gözyaşları döktük. Üzüldük be Sergen, senin bize gol atarak tüm hayallerimizi, siyah beyaz aşkımızı aldatmana üzüldük. Ama her insan hata yapardı ve biz affederdik. Sadece işini yaptığını ama Beşiktaş aşkının kalbinin ortalarında bir yerde devam ettiğini düşünürdük, öyle sanırdık, kendimizi kandırıyormuşuz meğer, değil mi Sergen?

Sen, hiçbir zaman siyah beyaz renklere ait olmadın ya da taraftara, sen futbolu bile sevmezmişsin oysa, sadece birkaç araba ve kadın tabii çoğunlukla da o her şeyden çok sevdiğin atlar için bir araçmış. Binlerce gencin ve çocuğun hayalleri aslında sadece sahadaki o efsanevi sol ayağa kendilerini inandırmaları, kendi yarattıkları balon bir umutmuş gerçekte. Sen, sadece yaşamak için oynarken futbolu biz seni koyacak ne yer ne gök bulamadık bu dünyada. Ama sende haklısın, neticede futbol ve sevmek zorunda ya da anlamak mecburiyetinde değilsin. Bırak, binlerce gerizekalı seni efsane yapsın sen de onlarla dalga geç, hiç umursamadan...

Bazı gerçekleri net konuşalım mı Sergen? Biz hep görmezden gelsek de sen hiçbir zaman bizim gönlümüzü almaya çalışmadın, bize karşı saygı bile göstermedin. En ufak bir diyaloga ya da açıklamaya gerek bile duymadın. Çünkü umurunda değildik. Sen, atların ve çevrendeki mafyacıklarınla, kadınlar ve arabalar üzerine düzenini kurarken bize dönüp hiç bakmadın bile. Kim bilir neler söylüyordun hakkımızda çevrene. Bugüne kadar en ufak bir saygı lafını ya da dik duruşunu görmedik, umursamadın, nasıl olsa kendi kendine efsane yaratan "aptal" bir nesil vardı karşında. Metin-Ali-Feyyaz sonrası "bir kahramana" ihtiyacı olan yeni nesil, onların duruşlarını da unuttu haliyle. Aramadı, sormadı, sorgulamadı çok fazla. Oysa hala dimdik duran bu adam gibi adamların yanında senin esamen bile okunmazdı. Abarttık evet.

Seni çok abarttık Sergen. Özür dileriz tüm bu lüks hayatını sana verdiğimiz için. Özür dileriz Türk futboluna seni kazandırdığımız için. "Ben yetenekliyim size ihtiyacım yok." da diyebilirsin, ama vardı Sergen. Senin o tribündeki binlerce insana ihtiyacın vardı, tıpkı Maradona gibi, tıpkı şu andaki Messi gibi. Ama sen buradaki bu bomboş hayatı o kadar çok sevdin ki, kendini riske bile atmadın. Efsane olma derdin yoktu ama biz bunu göremeyecek kadar "Sergen sarhoşu" olmuştuk zaten. Oysa ki şu Türk futbolunu bir adım öteye götürecek, yabancılara anlatacak adam sendin. Yapmak zorunda değildin sana göre ama yapmalıydın Sergen. O anlatılması zor sanat eseri sol ayağını bu kadar bencil harcayamazdın. Harap ettin yeteneğini ve unutulmaz olmak istemedin. Binlerce kadını ve atları bırakamadın. Sen de biliyordun ki Edirne'den sonrası sana tufandı. Bu kadar bencil bir adamı nasıl baştacı edebildik ki?

Bizde de hatalar vardı, hem de büyük hatalar ama sen çöldeki bir vahaydın Beşiktaşlılar için.
Boş bir anımıza denk geldin. Kusura bakma.
Peki neden söylüyoruz tüm bunları?
Yazıların var ya Sergen. Yazı demeye bin şahit, çer çöp bizim gözümüzde.
Onlar nedir Sergen? Amaç nedir?

Eleştireceksin tabii ki Beşiktaş'ı ama eleştiri nedir bilir misin? "Şu gitsin, bu gitsin, futboldan anlamıyor" tarzı, sonuna kadar kin ve nefretle yazılmış o şeylerin amacı nedir? neye hizmet ediyorsun Sergen? Sen efsane olduğunu mu sanıyorsun Beşiktaşlılar arasında? Değilsin Sergen. Yıllarca içimize attık dile getirmedik ama biz senin gerçek yüzünü hep bildik ve şimdi de çekinmeden söylüyoruz.

Bize zaten takımı "adam" gibi eleştirecek insanlar lazım ama sizin kin, nefret ve kıskançlık kokan hatta mevki, makan kaygısı güden yazılarınız artık bizi çıldırttı. Tüm futbol bilgin "Schuster gitsin" den ibaret mi? Schuster'in kariyerini mi beğenmiyorsun?
O zaman kusura bakma, senin de kariyerini tartışırız gayet. Üç beş kuruş kazanmak adına -idealist olmak zorunda değilsin- kendini nasıl harap ettiğini, nerelerde top oynadığını, bazılarının adını bile söylemekte zorluk çektiğimizi söyleriz o vakit.
Türkiye için efsane olmadığını da. Futboldan hiçbir şey anlamadığını da. Schuster için mi tüm bu tepkiler? Hayır.

Sen gerçek bir Beşiktaşlı gibi konuşamazsın Sergen. Bu sıfata ait değilsin. Bize yedirmeye çalıştıkları bu ama değilsin. Sen her dönemin adamısın Sergen. Şu takımın eskileri Türkiye liginde antrenör olup ortalığı sallarken, sen o koltuğunda sallanırsın gevşek gevşek. Her şeye muhalif olmak bilmek anlamına gelmiyor be Sergen. Bize klişelerden bahsetme. Konuştur şu bilgini. Beş para etmez kasti yorumların artık canımızı sıkıyor ve biz Sergen'in kariyerini de, unutulacak olan efsanevi futbolunu da tartışıyoruz.
Artık bizim için beş para etmez yorumların var.

Fanatik, Fotomaç neyse, sen de osun.

Bu sana yeter Sergen.


23 Kasım 2010 Salı

Bugünkü Dersimiz...


O, "küçücük" çocuk nasıl da ders veriyor tribünlere. Tüm tribün Cenk lehine tezahürat yapıyor ve çağırıyorlar. Cenk, bir dakika bile düşünmeden, ısınmaya devam eden Hakan Abi'sinin yanına gidiyor ve "Gel Hakan Abi, birlikte gidelim" diyor. Hakan'ın cevabı ise yukarıda da görüldüğü gibi iç acıtıcı cinsten. Artık oyuncu ayırmayı bırakmalıyız.
Kim bilir bu oyuncular aralarında neler konuşuyorlar ki, Cenk bizim adımıza Hakan'ın gönlünü almaya gidiyor. Demek ki o kadar da "futbolcu" değillermiş, aynı zamanda insanmış onlar da.
Onlar da bize kırılabilir, üzülebilir hatta bazen sevmeyebilirler de, insanlar sonuçta.
Ama Hakan bu görüntüde, çok sevdiği babası ile arası açık olan bir erkek çocuğu edasında. Bir kızgınlığı ya da kırgınlığı yok, her şeyin farkında ama yine de üzülüyor, orası kesin.
Ve aralarında o kadar çok konuşmuşlar ki bunu, Cenk tek başına giderse Hakan abisine ayıp olacağını düşünüyor.
Sanki 30 yaşında bir futbolcu gibi gidip abisini de getiriyor tribüne. Bizim yapmayı unuttuğumuz bir şeyi gözümüze sokuyor, ders veriyor.
Her ne kadar Hakan ve diğerleri baştan sona hatalı olsalar da, belki de yetersiz, bu kadar yüklenmek fazla değil mi? ya da anlamsız? Artık adam ayırmadan çağırmalıyız tribünlere.
Cenk'in bize gösterdiğini iyice anlamalıyız ve onun bu dersini hiç unutmamalıyız.
Sonra bu futbolculardan başarı bekleyemeyiz, taraftarına üzgün ve kırgın oldukları zaman.
İşte sahada bu kadar büyük bir etkimiz var. Bunu lehimize kullanalım. Artık oyuncuların vuracağı şutlarda, verecekleri paslarda bizi düşünmelerine neden olmayalım.
Onlara işlerini yapma fırsatı tanıyalım.
Şahsen Hakan'ın yerinde olsam her maç hata yapardım bu zihniyetle.
Cenk, uyarıyor durum hakkında, anlayalım biz de.

Hakan buraya, Hakan buraya, Hakan buraya...

Bize Neler Oluyor?

Biz hep birlikte düzene yumruk kaldıran adamlardık. Herkesin kıskanarak veya takdir edermiş gibi yaparak yaşayan adamlardık o sahada. O sahaya biz, bambaşka insanlar olarak girerdik, Beşiktaşlı olarak. Ruhumuzu yeşil çimlerin her bir noktasına bırakırdık dualarımız ve isyanlarımızla. Hüzünlerimizi kapıda bırakır, Beşiktaş için üzülürdük yeri gelince, belki biraz da sevinirdik onun sayesinde ama sevinmek için sevmemiştik hiçbir zaman...

Bu sefer takımdan, taktiklerden ya da Schuster'den bahsetmek değil amacımız.
Konu sadece "taraftar" yani biz.
Neden bu kadar asabiyet?
Neye bu anlamsız öfke?
Hiç yapmadığımız şeyleri yapacak duruma nasıl geldik biz?
Ne kadar kızarsak kızalım, oyuncuları üstlerinde o forma varken ıslıklamak, yuhlamak hatta fiziksel saldırıda bulunmak nasıl açıklanabilir?
Biz o formaya, ter olmaya gelmedik mi?

Evet, taraftarlar olarak bazı şeylere tepkimizin olması ve sabrımızın tükenmesi gayet normal. Biz de maçları izlerken Holosko ve Tabata'nın yaptıklarına çok sinirleniyoruz. Çünkü akıl alır gibi değil sahadaki varlıkları ve oynadıkları futbol. Bunun üzerine de çok söz söylenebilir ki, her yerde söylüyorlar zaten, o yüzden üstüne bir şey yazmak anlamsız ama bizim derdimiz başka.
Biz ne zaman diğer takımların taraftar profiline benzemeye başladık?
Kızın kardeşim, küfür de edin ama hep bir ağızdan olmaz. Senin evin orası, mabedin dediğin yer.
Ne yaptı kardeşim bu topçular kötü oynamaktan başka? Evet, 2 yıldır yerlerde sürünen performansları var, evet, iki yıldır bedava para kazanıyorlar, evet, iki yıldır ayaklarına gelen her top bize zarar veriyor ama kim bize bu kadar çok hakkımızın olduğunu söyledi? Evet, takım bizim ama nasıl bir hakla onların da insan olduklarını unutup, sahip olduğumuzu sanıyoruz ki?
Ben bile maçlara gittiğimde artık taraftar baskısını kendi üstümde hissediyorum. Nedir bu kadar yoğun sahada olma çabası? Üstelik kendi takımına karşı...
Beşiktaş taraftarı elindeki mevcut gücün gayet farkında. Gerekirse o sahadaki rakip takımın ayaklarını da titretebilecek bir güç var ve bu zaman zaman gayet yerinde kullanılıyor ama kendi takımındaki oyunculara karşı kullanmakta neyin nesi? Nasıl başarı bekliyorsunuz o vakit?

Bu lafımızı unuttunuz mu? "Çok sevdik be abi!" Ne anlattığının farkında mısınız? Bir cümlede ne kadar çok aş barındırdığını, o karşılıksız sevginin büyüklüğünü, puanlara değil, o formanın sevildiğini...

Her türlü tepkiye hakkınız var ama biz değil miydik takımına her şartta sahip çıkan, ne zaman bu kadar başarı düşkünü bir taraftar grubu olduk?
Başkana kızdık, transfer yaptı, sustuk. Futbolculara kızdık, şampiyon olduk, sustuk.
O zamanlar sorunları dile getirecektik. Şimdi başkanın enkazı üzerinde doğrular yapılarak takım düzeltilmeye çalışılıyor. Bir şeyler yenileniyor. Ama nedir bu sabırsızlık?
Biz her sene şampiyon olan veya olmak zorunda olan bir takım değiliz.
Biz, başarı için sevmedik ki zaten.

Peki ya bu bayrağın altında neden yürüdüğümüzü unuttuk mu? Ait olduğumuz renklerin gölgesinde geçirirken ömürlerimizi ve iddia ederken "mezarda bile bitmeyecek bu sevda" diye, nasıl olur da öfkeleniriz üç beş puan gelmedi diye?
Nerede kaldı o günlerimiz? Hala duruyor ama nereden peydah oldukları bilinmeyen bir grup bizi başkalarıyla karıştırıyor. Biz futboldan da öte Beşiktaşlılık durumunu seven ve ona sahip çıkan insanlarız. Bunu ya hatırlayın ya da bize geri verin.
Bir anlık kızgınlık ve bu gözü dönmüş başarı isteği vahim bir değişimi gösteriyor. Sonuçlanmadan geri dönülmeli bu profilden. Büyük transferler, yeni stat derken, kendimizi, kimliğimizi kaybetme durumuna geldik.


Sadece Beşiktaş demedik mi? Neler anlatmak istemiştik oysa ki... Sadece Beşiktaş, gerisi yalan, gerisi hikaye, gerisi hayat naçizane. Bir Beşiktaş var bu hayatta, bir de geri kalan her şey. Nasıl bu sevdayı unutup da küfredebiliriz ki gol atamayan birkaç ayağa? Önemli midir? Hayatımızı koymuşuz ortaya, hayat demişiz Beşiktaş'a, daha önemli ne var ki? Birkaç golden ibaret değiliz hiçbir zaman.

Beşiktaş taraftarı olarak, bu kadar gözü dönmüş ve sinirli insanlar olmaya hakkınız yok. Beşiktaşlı olmanın gereklerini yerine getirmek zorundasınız, kusura bakmayın.
Her sene şampiyon olamadığı için seviyoruz bu takımı.
Olmadığı ve buna rağmen kimliğimizi kaybetmediğimiz için.
Biz, diğerlerinden farklıyız. Bir ruh, bir kimlik ve taraftar profili taşıyoruz.
Bunu kaybetmeyi göze alamayız. Ve ne yazık ki, kaybetmek yolunda hızla ilerliyoruz.
Kapitalist futbol anlayışının hegomanyasına girmek üzereyiz.
Ben, bunu kabul etmiyorum. Eğer fenerbahçe gibi bir takım ve taraftar olacaksak, Beşiktaşlı olmanın da bir anlamı kalmayacaktır.

Bizim için büyüklük birkaç şampiyonluk ya da kupadan ibaret değildir. Bizim için büyüklük bir 70'lik rakıdır bir de Beşiktaş.
Büyük transferler, şampiyonluklar için sevmedik, sevmeyeceğiz.
Bir silkelenin ve düşünün. Bir nefes alın, biz ne yapıyoruz diye kendinize sorun.
Biz, o tribünde olduğumuz sürece buna müsaade etmemekte kararlıyız.

Ya da kısacası;
Biraz sus be adam!