Medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Kasım 2010 Perşembe

Türkiye'de Basının Durumu...

Tek bir örnek vererek bu işi en iyi şekilde anlatabileceğimizi düşünüyoruz;

"Bundesliga takımlarından Wolfsburg'un Cezayir asıllı Fransız oyuncusu Karim Ziani'nin ayrılmak istemesi heyecan yarattı. Alman medyası, genç golcünün peşinde olan kulüplerin birinin de Beşiktaş olduğunu yazdı. Sezon başında da birçok teklif alan, hatta G.Saray'ın ısrarla peşine düştüğü yıldız oyuncu için bu kez Beşiktaş'ın devreye girdiği ifade edildi. Haberde siyah-beyazlıların, bu oyuncunun hem menajeri hem de kulübüyle temasa geçerek şartları sorduğu belirtildi."

Fotomaç


Genç golcü dedikleri adam (d. 17 Ağustos 1982, Sevr) 28 yaşında. Ayrıca forvet değil, orta sahada oynuyor. 200 maçta 20 gol ya atmıştır ya atmamıştır.


İşte masabaşı habercilik, işte kafadan atmak, işte ahmakça haber yapmak budur. Bu kadar kolay mı? Kolay gerçekten. Cehalet artık adamların paçalarından akar vaziyette. Biz bunun gibi onlarca haber okuduğumuz için gayet normal geliyor. Lakin bir örnek vermek şarttı, yoksa onlar gibi masabaşından salladığımızı sanabilirdi insanlar.


Biz onlardan daha iyi biliyoruz futbolu.Binlerce genç bu basında iş ve gelecek ararken, para kazananları görün işte. En ufak bir gerçeklik ya da "haber sahibi" yok ortada. Bu işin neresinden tutsanız elinizde kalır durumda.


Ne haberin kaynağı var ne de bilgiler doğru. Ne kadar da rahatlar değil mi? İddia et, altına isim yazma, Alman Basını, Yönetimden birileri, İddia edildi kalıplarını kullan her şeyden sıyrıl, her şeyi yapma hakkına sahip ol, o gazeteyi bir şekilde doldur.

İşte işine saygısızlık, müşteriye hakaret budur.


Adamlar, Türkiye'nin en çok satan gazetelerinden biri.


Bu da bizim ülkedeki durumu yeterince gösteriyor. "Bana yalanlar söyle, hiç sevmesen de" Yalanlara ne kadar da çok alışmış insanlarımız. Yeter ki "futboldan anlamadığımızı" belli etmeyen haberler yapılsın, yorumlar okunsun, biz de o gün sallamaya devam edebilelim. Yani müşteri-fotomaç-fanatik; körler sağırlar birbirlerini ağırlar.


Ya hu insan açar bir Google'da aratır. Bu kadar mı işinize saygınız yok? Bu kadar mı insanları aptal yerine koyuyorsunuz? Ya da daha vahimi bu kadar mı aptalsınız?


Ne diyelim...

Başka bir arzunuz?

24 Kasım 2010 Çarşamba

Sevgili Oktay...


Sevgili Oktay,

Sen ki, Beşiktaş tarihinin en büyük golcülerinden birisin. Yıllar yılı senin gollerinle büyüdük, sahadaki umudumuzdun, onbir seçimlerimizin değişmez adamıydın ve o siyah beyaz forma o kadar yakışırdı ki sana...

Attığın gollerin hepsi hafızamıza kazınmış vaziyettedir, hele ki Avrupa'dakiler. O dönemde zordu bunları atmak, yeni yeni nefes alıyordu Türk futbolu ve sen başını çekiyordun artık değişen ve gelişen bu yeni dönemin. Her maçta gol atabilme ihtimalini seviyorduk, o Avrupai son vuruşlarını ve ani dönüşlerini, golü sanki koklayarak bulmanı seviyorduk, biz, seni çok seviyorduk, ama...

Beşiktaş sonrası değiştirdiğin 14 takım seni anlatıyor esasında. Sonra gelip bizde jübile yapman da vardığımız noktayı gayet net gösteriyor. Sen, çekirge misali zıplarken oradan oraya, hala hafızamızda Belçika'ya attığın golün tekrarı dönüyordu durmadan ve belki attığın birkaç gol daha.

Her şey çok güzeldi oysa ki, destansı zamanlar yaşıyorduk sen ve biz. Lakin sonuna geldik. Ve 14 takım değiştirdin bizden sonra. 14 takım Oktay! Sen, rengarenksin artık. Ve kimse sevmemiş seni, bizim kadar. Gözün yükseklerdeydi ama jübilen bizde. Ne büyük ironi. Neyi anlamadın sen Oktay? Nerede hata yaptın? Bunları hiç açıklamadın.

Ve sen gittikten sonra kimse adını anmadı ve aramadı seni. Birkaç neslin senden haberi bile yoktu, önümüzdeki dönemde hiç de olmayacak ve sen bunu biliyorsun. O yüzden televizyon ve gazete dünyasına girdin. Kısıtlı futbol bilgin ve ukala tavrınla hemen de ayak uydurdun. Geçmişte kalmış futbol zihniyetin bir tarafa, "Beşiktaşlılığı" kendine dava edinmen bizi hepten rahatsız etmekte. Beşiktaş taraftarını korumak adı altında yaptıkların, bizden ne kadar bihaber olduğunu göstermeye yetiyor da artıyor. Bize yaranmak için laflar edip, kovmaya çalıştığın adamları biz çok seviyoruz oysa ki.

Ama sen oturduğun yerden ve hiç çevrene bakmadan atıp tutup bunu başardığını zannediyorsun. Beşiktaşlılığı konuşacak en son adamsın sen Oktay. Efsane değilsin, olmadın. Bizi de hiç anlamadın. Beşiktaş'ın haklarını savunacaksan eğer, maharet herkese saldırmak değildir, bunu da bilmen gerekir. Bizim hocamıza "haddini aştı" dersen eğer, sen haddini aşmış olursun. O adam babanın oğlu mu? Sen kimsin ki Türk futbolunu savunabilecek hakka sahip olduğunu düşünüyorsun? Neyin var senin elinde? Ama sende haklısın, ülkede futbol yorumcularının mizacı bu. Sende geride kalmadın, ne mutlu.

Bize ve takımına sahip çıkıp, terbiye sınırlarını aşmadan yapabilsen o eleştirileri, emin ol ki, bugün kazandığından daha fazlasını kazanırsın maddi olarak. Parası neyse veririz. Seni reytinglere de boğarız. Üç beş kez çıkıp bir daha uzak kaldığın televizyonlardan da para kazanırsın. Ama sende o yetenek yokmuş, anladık. Şimdi yavaş yavaş silindiğin bu medya sahnesindeki son çırpınışlarını izlemek içler acısı. Elden gelen bir şey yok. Senin hakkında bir yazı yazmak bile seni amacına ulaştırır ama bu da attığın gollerin sadakası olsun. Vefa borcumuzu ödemiş olalım.

Hesap kapansın.
Senin de kariyerin artık bitsin.
Futbolda olduğu gibi,
jübile zamanın geldi.

Sevgili Sergen...

Sevgili Sergen,

Sen, milyonlarca çocuğun efsane ismi oldun. Yıllar yılı mahallenin sahasında herkes kendine Sergen dedi, o kadar "gerçek" futbol efsanesinin yerine. Senin sol ayağın bizim için en mitolojik karakterden daha erdemli ve güçlüydü her zaman. Attığın gollerden, verdiğin paslara kadar dilimizde tüyler bitene kadar anlatırdık, sanki kimse bilmiyormuş gibi...

Biz, sen İstanbulspor'da bize gol atınca "evladından" tokat yemiş bir baba gibi gözyaşları döktük. Üzüldük be Sergen, senin bize gol atarak tüm hayallerimizi, siyah beyaz aşkımızı aldatmana üzüldük. Ama her insan hata yapardı ve biz affederdik. Sadece işini yaptığını ama Beşiktaş aşkının kalbinin ortalarında bir yerde devam ettiğini düşünürdük, öyle sanırdık, kendimizi kandırıyormuşuz meğer, değil mi Sergen?

Sen, hiçbir zaman siyah beyaz renklere ait olmadın ya da taraftara, sen futbolu bile sevmezmişsin oysa, sadece birkaç araba ve kadın tabii çoğunlukla da o her şeyden çok sevdiğin atlar için bir araçmış. Binlerce gencin ve çocuğun hayalleri aslında sadece sahadaki o efsanevi sol ayağa kendilerini inandırmaları, kendi yarattıkları balon bir umutmuş gerçekte. Sen, sadece yaşamak için oynarken futbolu biz seni koyacak ne yer ne gök bulamadık bu dünyada. Ama sende haklısın, neticede futbol ve sevmek zorunda ya da anlamak mecburiyetinde değilsin. Bırak, binlerce gerizekalı seni efsane yapsın sen de onlarla dalga geç, hiç umursamadan...

Bazı gerçekleri net konuşalım mı Sergen? Biz hep görmezden gelsek de sen hiçbir zaman bizim gönlümüzü almaya çalışmadın, bize karşı saygı bile göstermedin. En ufak bir diyaloga ya da açıklamaya gerek bile duymadın. Çünkü umurunda değildik. Sen, atların ve çevrendeki mafyacıklarınla, kadınlar ve arabalar üzerine düzenini kurarken bize dönüp hiç bakmadın bile. Kim bilir neler söylüyordun hakkımızda çevrene. Bugüne kadar en ufak bir saygı lafını ya da dik duruşunu görmedik, umursamadın, nasıl olsa kendi kendine efsane yaratan "aptal" bir nesil vardı karşında. Metin-Ali-Feyyaz sonrası "bir kahramana" ihtiyacı olan yeni nesil, onların duruşlarını da unuttu haliyle. Aramadı, sormadı, sorgulamadı çok fazla. Oysa hala dimdik duran bu adam gibi adamların yanında senin esamen bile okunmazdı. Abarttık evet.

Seni çok abarttık Sergen. Özür dileriz tüm bu lüks hayatını sana verdiğimiz için. Özür dileriz Türk futboluna seni kazandırdığımız için. "Ben yetenekliyim size ihtiyacım yok." da diyebilirsin, ama vardı Sergen. Senin o tribündeki binlerce insana ihtiyacın vardı, tıpkı Maradona gibi, tıpkı şu andaki Messi gibi. Ama sen buradaki bu bomboş hayatı o kadar çok sevdin ki, kendini riske bile atmadın. Efsane olma derdin yoktu ama biz bunu göremeyecek kadar "Sergen sarhoşu" olmuştuk zaten. Oysa ki şu Türk futbolunu bir adım öteye götürecek, yabancılara anlatacak adam sendin. Yapmak zorunda değildin sana göre ama yapmalıydın Sergen. O anlatılması zor sanat eseri sol ayağını bu kadar bencil harcayamazdın. Harap ettin yeteneğini ve unutulmaz olmak istemedin. Binlerce kadını ve atları bırakamadın. Sen de biliyordun ki Edirne'den sonrası sana tufandı. Bu kadar bencil bir adamı nasıl baştacı edebildik ki?

Bizde de hatalar vardı, hem de büyük hatalar ama sen çöldeki bir vahaydın Beşiktaşlılar için.
Boş bir anımıza denk geldin. Kusura bakma.
Peki neden söylüyoruz tüm bunları?
Yazıların var ya Sergen. Yazı demeye bin şahit, çer çöp bizim gözümüzde.
Onlar nedir Sergen? Amaç nedir?

Eleştireceksin tabii ki Beşiktaş'ı ama eleştiri nedir bilir misin? "Şu gitsin, bu gitsin, futboldan anlamıyor" tarzı, sonuna kadar kin ve nefretle yazılmış o şeylerin amacı nedir? neye hizmet ediyorsun Sergen? Sen efsane olduğunu mu sanıyorsun Beşiktaşlılar arasında? Değilsin Sergen. Yıllarca içimize attık dile getirmedik ama biz senin gerçek yüzünü hep bildik ve şimdi de çekinmeden söylüyoruz.

Bize zaten takımı "adam" gibi eleştirecek insanlar lazım ama sizin kin, nefret ve kıskançlık kokan hatta mevki, makan kaygısı güden yazılarınız artık bizi çıldırttı. Tüm futbol bilgin "Schuster gitsin" den ibaret mi? Schuster'in kariyerini mi beğenmiyorsun?
O zaman kusura bakma, senin de kariyerini tartışırız gayet. Üç beş kuruş kazanmak adına -idealist olmak zorunda değilsin- kendini nasıl harap ettiğini, nerelerde top oynadığını, bazılarının adını bile söylemekte zorluk çektiğimizi söyleriz o vakit.
Türkiye için efsane olmadığını da. Futboldan hiçbir şey anlamadığını da. Schuster için mi tüm bu tepkiler? Hayır.

Sen gerçek bir Beşiktaşlı gibi konuşamazsın Sergen. Bu sıfata ait değilsin. Bize yedirmeye çalıştıkları bu ama değilsin. Sen her dönemin adamısın Sergen. Şu takımın eskileri Türkiye liginde antrenör olup ortalığı sallarken, sen o koltuğunda sallanırsın gevşek gevşek. Her şeye muhalif olmak bilmek anlamına gelmiyor be Sergen. Bize klişelerden bahsetme. Konuştur şu bilgini. Beş para etmez kasti yorumların artık canımızı sıkıyor ve biz Sergen'in kariyerini de, unutulacak olan efsanevi futbolunu da tartışıyoruz.
Artık bizim için beş para etmez yorumların var.

Fanatik, Fotomaç neyse, sen de osun.

Bu sana yeter Sergen.


23 Kasım 2010 Salı

Yansın Dünya, Çok da Umrumuzda!


Sizinle dalga geçtiği için tavır aldığınız,
ama bunu hak ettiğinizi uzun zamandır bildiğimiz için,
Saçma sapan sorularınızla dalga geçmesine sinirlendiğiniz,
ama her canlı yayında Beşiktaş karşıtı tezahürat yapacak hale geldiğiniz için,
Kaos yaratmak ve bundan nemalanmak için iftiralar attığınız,
ama hepsinin yalan olduğunu ve bunu çok iyi bildiğimiz için,
Futbol bilginizin "4-4-2" ve "3-5-2"den ibaret olmasından sebep anlayamadığınız,
ama futbolun bundan ibaret olmadığını bildiğimiz için,
Tabelacı yorumculuk yapıp şak şaklarınızı işinize geldiği gibi kullandığınız,
ama Schuster'in oynatmak istediği oyunu analiz edip yorumlamadığınız için,
Gençleri oynatanlara "kreş gibi orta saha" oynatmayana "geleceği düşünmüyor" dediğiniz,
ama biz, sizin iki ucu boklu değnek olduğunuzu bildiğimiz için,
"Kafa attı" haberi yapacak kadar alçak olduğunuzu,
ama özür dileyemeyecek kadar şımarık olduğunuzu,
Herkesi gönderebileceğinize inanıp bunu denediğiniz,
ama bir hocanın 10 haftada takımı değiştiremeyeceğini bildiğimiz için,
Kısa yoldan, kıt zekanızla insanları kandırmaya çalıştığınızı,
ama bunun ancak iftiradan ibaret olduğunu,
Efsane Beşiktaş futbolcuları olmanızdan dolayı kaptığınız köşelerden atıp tuttuğunuzu,
ama neden hiçbir zaman içimize sinmediğinizi,
Q7 ve Guti transferlerini hazmedemediğinizi,
ama birilerinin tahtına meydan okuduğumuz için zorunuza gittiğini,
Kurduğunuz düzende Beşiktaş'ı ancak 3. yapan zihniyetinizi,
ama birkaç sene sonra bunun değişebilme ihtimaline bile tahammül edemediğinizi,
Taraftarlıktan nasibini almamış yığınlara hitap ettiğiniz için kıskandığınızı,
ama Beşiktaşlı olmanın taraftarlıkla ilgisi olmadığını bilmediğiniz için,
Beşiktaş'tan birileri söyleyince 60'lardan gelen futbola bile sahip çıktığınızı,
ama yurtdışında nasıl ezik kaldığınızı ve kimlere elendiğinizi bildiğimiz için,
Schuster hapşırsa bile hakaret etmeyi adet edindiğiniz,
ama bu zaferi size yaşatmayacağımızı bildiğimiz için,
Bir Pascal yeterdi, diğeri klübe de oturursa ne yaparız diye düşündüğünüzü,
ama biz Pascal Schuster'den gayet memnun olduğumuz için,
Sisteminize dahil olmadığı için ağzıyla kuş tutsa küfür edeceğiniz,
ama bu sistemi oturtunca o kuşları boğazınıza tıkacağını bildiğimiz için,
Aldığımız yenilgilerde fırsattan istifade ortalığı birbirine kattığınızı,
ama bizim için gerçek başarının geleceğini gördüğümüz için,
Bizi sinirli ve çabuk reaksiyon gösteren bir taraftar olarak sandığınız,
ama aslında sonuna kadar destek çıktığımızı ve oyununuza gelmeyeceğimizi bildiğimiz için,
Olmayan "taraftar görüşü" haberlerinizle bizi bile kandırmaya çalıştığınızı,
ama masabaşında çay sigara yaparken nasıl rahat olduğunuzu,
Hakemler bariz tekmeleri görmezden gelirken onlara "FIFA" kokartı taktığınızı,
ama sadece bir tanesinin görev alabildiğini bildiğimiz için,
"İddia ediliyor" diye haberler yapıp gazete satmaya çalıştığınızı,
ama hiçbir şeyin iddia olmadan kasıtlı yapıldığını bildiğimiz için,
Schuster'i neden sevdiğimizi anlamadığınız,
ama onu, sizin tüm bu sisteminizle dalga geçtiği için, hiç eğilip bükülmeden bir Beşiktaşlı gibi kaybedilen puanlara sinirlendiği için, takımına oynatmak istediği sistemle uluslararası bir futbol kulübüne çevirmek istediği için, artık geride kalmış Türkiye ligi'nde yeni bir çığır açmaya çalıştığı için, 2000'lerin Galatasaray futbolunun daha gelişmişini eldeki futbolculara rağmen denediğini bildiğimiz için, gençleri korkmadan takımın parçası gibi oynattığı ve genç muamelesi yapmadığı için, bir şeyler kazandırmak uğruna nasıl çırpındığını gördüğümüz için, o mavi gözlerinin altındaki hırsı ve azmi gördüğümüz için, ilk kez duruşu ve konuşmasıyla gerçekleri çekinmeden söyleyen ve bilgisini her noktada konuşturan, bizim gibi olduğu için, ona bakınca sonuna kadar güvendiğimiz için, tüm bu başarısız tabloya rağmen hala daha nasıl kızmadığımızı anlamadığınız için, seviyoruz Schuster'i.
İçimiz o kadar rahat ki...

Yansın Dünya!
Yansın bu sahalar,
Bu düzen,
Oynasın yerinden tüm sahtelikler,
Biz,
Kaybederiz puanları,
Çok da umurumuzda....