Büyük Taraftar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Büyük Taraftar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Kasım 2010 Pazar

Maç Öncesi Takım Konuşması



O kutsal formamızı terleten Beşiktaşlı futbolcular;

Sizden tek bir beklentimiz var; sonuna kadar o formayı terletmeniz. Sahanın her yerinde mücadele etmeniz. Herkes üstünüze gelse de, hakemler size vursa da, hatta yanlış gün ve zamanda oynasanız da, yetenekleriniz az dahi olsa, yanınızdayız.
O formanın hep yanındaydık. Evet, herkes sizde galibiyet bekliyor. Bir şampiyonluk macerası uğruna... Ama biz, şampiyonluktan öte şeyler bekliyoruz sizden. Elinizden geleni yapın, varsın olsun maç kaybedilsin, hatta şampiyonluk. Fakat, geleceği kazanın. Kazanmamıza yardım edin. İşiniz zor. Herkes sizin hatalarınızı bekliyor. Ama yapabilirsiniz. Siz yenebilirsiniz. Siz bu şampiyonluğu onlara inat kazanabilirsiniz, hadi kartallarım, sahaya çıkın ve gösterin kendinizi tüm ülkeye! Biz, arkanızdayız her zaman.

Değerli antrenörümüz Schuster;

İnsanlar size kızsa da, basın üstünüze gelse de, herkes bol gollü galibiyetler bekleyip gerçeği görmese de, biz sizin yanınızdayız. Gerekirse yıllarca da öyle olacak. Siz bakmayın onlara. Vazgeçmeyin ne 'ukala' konuşmalarınızdan ne de sisteminizden. Kaybetseniz de sonuna kadar yanınızdayız! Bizim size güvenimizi anlayamazlar. Siz, kendinize güvenin, biz size güveniyoruz zaten.

Değerli Başkanımız Yıldırım Demirören;

Daha yapacak çok işiniz var ama bu doğru yolda, her zaman yanınızdayız. Hatalarınızı eleştirir, size kızarız da ama doğrularınızı görüp, bunları yok sayamayız. Siz, doğru yoldasınız, lütfen devam edin.

Büyük Beşiktaş Taraftarı;

Her ne olursa olsun bu takımdan ve teknik heyetten vazgeçmeyiniz. Biz, başaracağız hiç merak etmeyiniz. Sonuna kadar, şampiyon olmasak da, hatta futbol bile oynamasak da, bu kadroya güvenelim, bırakmayalım, yılmayalım, küfretmeyelim, sonuna kadar, omuz omuza direnç gösterelim. Biz, büyük taraftar olarak, başaracağız. Yeter ki birliğimizi bozmayalım.

Beşiktaş'ımıza sonsuz başarılar!
Hadi kartallar, galibiyetle dönün oradan!

27 Kasım 2010 Cumartesi

Fernandes Beşiktaş'ta!


Valencialı oyuncu Fernandes, Beşiktaş'ta.

Daha önce kendisiyle ilgili bir inceleme yapmıştık. Söz konusu incelemeye şu adresten ulaşabilirsiniz;


Doğru Transfer Puanı Uygulaması; 10/8.6

Doğru Transfer Puanı Uygulaması ile ilgili detaylı bilgi için tıklayınız.

Transferle ilgili bilgiler şu şekilde;

- Beşiktaş, satın alma opsiyonuyla birlikte söz konusu futbolcuyu sezon sonuna kadar kiralamıştır. İstenildiği takdirde 8 milyon euro verilerek bonservisi alınabilecektir.

- Valencia kendisine 18 milyon euro ödemişti.

- Ferrari ve Fink'in takımdan ayrılmasına karar verilmiştir. Kendilerine takım bulmaları için tebliğ yapılmıştır.

- UEFA Kupası'nda oynayabilecektir.

Beşiktaş'a hayırlı olmasını temenni ediyoruz.

26 Kasım 2010 Cuma

Fernandes mi Geliyor?

Haber1903.com'un haberine göre;

"Dün İspanya'nın As gazetesinde çıkan Fernandez haberinin ardından HABER1903 ekibi gelişmeleri araştırdı.

Beşiktaş'ın Ocak ayında bir çok futbolcusu ile yollarını ayıracağı ve yerine yeni isimler dahil edileceği gelen haberler arasında...

Bu isimler arasında Fernandes isminin ön planda olduğu ve büyük ölçüde anlaşıldığı edindimiz bilgiler arasında. Portekizli Quaresma'nın da vatandaşı olan Manuel Fernandes, 5 Şubat 1986 Lizbon doğumlu, Portekiz milli takım formasınıda giyen Fernandes uzaktan çektiği sert şutlarla rakip kalecilerin korkulu rüyası hali
nde..."

Fernandes ile ilgili haberde aslında yeterince hatta biraz abartılarak bilgi verilmiş. Bu arkadaş büyük ihtimalle devre arasında Beşiktaş'a katılacaktır. Lakin, kiralık olma ihtimali üzerinde duruluyor. Bu da 6 ay faydalanmak demektir. Peki neden Beşiktaş bonservisiyle almıyor? diye sorulabilir.
Bunun nedeni, Valencia'nın bu oyuncuya 14 milyon dolar ödemesidir. Yani, geleceğin büyük yeteneklerinden biri olarak gösteriliyor ve Valencia'nın kolay kolay vazgeçmek isteyeceği bir adam değil.

Şimdi birkaç soruya cevap verelim.

Fernandes nasıl bir oyuncudur?

Kesinlikle çok güçlü ve çok teknik bir futbolcu. Portekiz Milli Takımı'nın da değişmezlerinden birisidir aynı zamanda. Gücü ve tekniği ile orta sahaya dinamizm ve direnç katan, hücumda da çok yaratıcı, ayaklarını muazzam kullanabilen, orta açma, özellikle de şut çekme gibi özellikleri üst seviyede.Oyunu çok iyi okuyabilen, yönlendiren, doğru pozisyon alabilen, oyun zekası üst düzeyde, top kapabilen, takıma ağırlığını koyabilen, kolay kolay top kaptırmayan, kondisyonu ve gücü yüksek, kendine güveni tam, arzusu fazla, gole ve defansa yakın oynayabilen, hızlı, adam eksitebilen ve her iki ayağını da kullanabilen, muhteşem paslar atabilen ve asist yapan yani, anlatılarak bitirilemeyecek bir futbolcu kendisi. Sahanın her yerinde görebileceğiniz ve tüm bu özelliklerini tam kapasiteye 90 dakika sahaya yayabilen birisi. Bu tarz bir adamı Beşiktaş tribünleri uzun zamandır özlemişti açıkçası. Her gelen futbolcunun bir özelliği eksik olurdu takımımızda, bu sefer eksiği yok fazlası var. Ve iddia ediyoruz ki, Beşiktaş'ın orta sahasında kalıcı bir değer olacaktır. Q7'nin orta sahada -her yerinde- oynayan versiyonu. Tam bir top cambazı kendisi aynı zamanda. Olağanüstü hareketleri ve oyun tarzıyla tribünleri harekete geçirecektir. Tam bize göre bir oyuncu. Asla kaybetmeye tahammülü yok ve zaman zaman agresif hareketleri olabiliyor. Bizce, Beşiktaş'ın en önemli oyuncularından birisi olacaktır. Sahadaki varlığı rakip takımlara, özellikle de Avrupa'da Beşiktaş'a dikkat edilmesini ve korkulmasını gerektirecektir kuşkusuz. Yine bizce, tüm bu özelliklerini ve daha da fazlasını gösterecektir bizde. Israrla istiyoruz kendisini.

Fernandes ne yapar? Nasıl fayda sağlar?

Çok başarılı olacağını düşünüyoruz. Schuster'in isteğiyle geldiği kesin çünkü İspanya'da oynuyor. Muhtemelen Schuster'in sisteminde çok büyük fonksiyonlara sahip olacaktır. Çift yönlü orta saha denen oyuncu tipinin geldiği en iyi noktalardan birini temsil ediyor. Ernst ile birlikte bambaşka bir defansif ve hücum orta sahasına dönüştürecektir. Tam anlamıyla bir sistem adamı ve altyapısı, pozisyon bilgisi olağanüstü.

Neden kiralık geliyor? 6 ayda katkı sağlayabilir mi?

Açıkçası, kiralık gibi basına yansısa da, yönetimin bugüne kadar kiralık oyunculara Ersan dışında prim vermediği göz önüne alındığında tamamen alınacağını düşünüyoruz. Burada cevabı belli olmayan tek soru, böyle bir oyuncudan Valencia'nın vazgeçme nedeni nedir? Eğer kiralık olacaksa, vazgeçmiyorlar demektir ki, o zaman da Beşiktaş için kiralık oyuncu tam bir sorun oluşturacaktır. Galatasaray'ın getirdiği yıldızların esas sorunu kiralık olmalarından kaynaklıydı. Umarız ki yönetim bu fırsatı değerlendirir ve tamamen katar kendisini takıma. Gerçi, ülkede birilerini tamamen almak artık on kere düşünülmesi gereken bir şey haline geldi. Çünkü, gelen gitmiyor özellikle de Beşiktaş'ta. Fakat bu doğru bir hamle olacaktır. Yapılabilecek en iyi transferlerden birisi bizce.

Eğer tamamen alacaksak, Valencia neden vazgeçiyor ondan?

Ülkemizde anlaşılmayan bir şey var. Bir futbolcunun, bir takımdan ayrılmasının tek nedeni; "beş para etmez topçu" olması değildir. Sisteme uymaz, hocasıyla sorun yaşar, orada kişisel problemleri vardır, form tutamamıştır fakat futbolcu futbolcudur. Yani, form tutamadığı ya da forma giyemediği için "yeteneksiz" birisi değildir. Onu başka bir takım kazanabilir ki, bu futbolda en sık rastlanan, Avrupa'da sözü dahi edilmeyen bir durumdur. Bizde ise "yeniden doğdu" başlıkları meşhurdur. Keza, Schuster'in en büyük mahareti oyuncu kazanmaktır. Formsuz ya da kadro dışı kalsa da Fernandes kaale alınacak bir futbolcudur ve bazı şeyler yerine oturtulabilir. Eğer başaramayacağınızı düşünürseniz, belli kriterleri göz önüne alarak tabii, çünkü transfer zorlu bir iş artık dünyada, hata payının az olması gerekiyor, öncesinde detaylı bir çalışmadan bahsediyoruz bunu da Schuster ve Beşiktaş son dönemde iyi başarıyor ve yine iyi başardıklarını varsayarsak, dediğimiz gibi eğer bu kriterlere bakıp olmaz diyorsanız zaten almazsınız. Ama yapılabilir, düzeltilir diye kadroya katıp fayda da sağlayamayabilirsiniz tabii, sonuçta futbol sahada oynanıyor ve tüm ihtimallere bir insanın karakterindeki binlerce etkinin katkısı gibi son derece açık. Keza bu açıklamayı, "İyi futbolcu olsa Real Madrid'te oynar" klişesini de cevap olarak ekleyebiliriz. Her iyi futbolcu o takımda oynayacak olsa adı Real Madrid, Barça, ManU vs... olmazdı zaten. Bizim dediğimiz gibi üst seviye bir futbolcu fakat yıldız mertebesinde değil. Belki bizde onu sağlayabilir, o da hiç belli olmaz. Bu tarz futbolcular Arsenal ile Valencia arası bir anlayışın ortasındadırlar. Faydasından şüphe duyulmaz fakat yeteneklerinden yararlanmak kişilere ve takımlara bağlıdır biraz. Yani ısrarla söylüyoruz, yıldız değil ama Avrupa'da birinci sınıf takımlar hariç o da belki -ki onlarda bile adı geçer bakarsanız haberlere- her ama her takımda oynabilir, hepsinde istenir.

Neden Beşiktaş o zaman?

Beşiktaş'ı küçük görmenin diğer bir versiyonu da budur. Bu takım, bu sene Avrupa'da en çok sözü geçen futbol kulüplerinden biridir. İstanbul gibi muazzam bir şehirde olması, ayrıca biraz daha değer katarak kendisine katması, Guti ve Q7'nin övücü sözleriyle mutluluklarını dile getirmesi -ki bu Türkiye'de pek yaşanmazdı. Genelde tersiyle meşhurdu ülke başka takımlarımız yüzünden. Şimdi bu anlayış Beşiktaş lehine hızla değişmekte- Schuster'in takımın başında bulunması gibi faktörler, Avrupa'da herhangi bir takımdan daha ön plana çıkartıyor bizi. Q7'nin yeniden doğuşu da burada en büyük paya sahip etkenlerden biri. Asıl soru, bu tip oyuncular neden Beşiktaş'ı tercih etmesin ki? Belki dünya takımı değiliz şu anda, ama oldukça üst seviyeye terfi eden ve Avrupa'da bu gelişmesi takip edilen, merak uyandıran, ciddi bir kulüp artık Beşiktaş.

Neden Beşiktaş'a geliyor? Mehmet Topal'ın yedeği bir oyuncu mu?

Kesinlikle değil. Kendisinin görünürdeki en büyük problemi; sakatlıktır. Müzmin bir sakat değil fakat "önemli" bir sakatlık geçirdi ve ondan yeni kurtuldu. Burada Valencia'nın amacı, böyle bir değeri kiralık vererek hem form tutmasını hem de sakatlık sonrası kendisine olan güvenini geri kazanmasını, takımın bu oyuncuyu kazanmak için vakit kaybetmemesini sağlamaktır. Buna uygun olarak da gözden çıkartmadan kiralık verme gayretindeler. Ayrıca Fernandes, anladığımız kadarıyla oldukça disiplinli bir futbolcu olmasına rağmen kendisinden maç boyunca verim alınabilmesi, onun inandırılabilmesine bağlı. Yani, takıma ve taraftara inanırsa harikalar yaratmaya devam edecektir.

Doğru bir transfer mi?

Kesinlikle. Beşiktaş'ın orta sahasını bir kademe daha üste çıkaracak futbolcudur Fernandes. Avrupai takım hüviyetine kavuşmak ve Schuster'in sistemini oynayabilmek için çok önemli bir adım olarak görüyoruz. Asla sıradan bir oyuncu değil ve takımı bir adım daha öne çıkartacaktır. Artık, Avrupa'da gördüğümüz, taş gibi takımların içinde yer alan ama takımlarımızın "gol" atmadıkları için ısrarla gözden kaçırdıkları futbolculardan biri. Kendisi, takım geleneği yaratmamıza yardımcı olacaktır. Artık Beşiktaş'a, Avrupa'nın üst seviye futbolcularının gelişi oldukça normal bir hale evrilecek. Çünkü bu sene tüm transferler doğru yapıldı ve Beşiktaş, Avrupa'da tanınan bir kulüp haline geldi. Belki bir yıldız değil gibi gözükse de, aslında Barcelona'daki Xavi'nin, Messi'den sonra yıldız olmasına benzer bir oyuncudur kendisi de. Yani gölgelenen fakat takımın esas başarısını sağlayan, yükünü çeken oyuncular bunlardır. Oyun zekası da üst seviyede. Buradaki esas sorun, takımın geri kalanının da elinizdeki bu oyunculara göre yenilenmesidir. Çünkü bambaşka bir boyuta geçiyor artık takım.

Taraftar sever mi?

Yıllarca Ernst sevgisi ile yanıp tutuşan ve onun gibi bir adam daha yok diye yakınan taraftara müjdeli haberi verebiliriz. Evet, yeni bir Ernst, hatta ondan daha genç ve daha iyi bir oyuncu Beşiktaş'ımıza gelmek üzere. Çok seveceğiz ve değerini bileceğiz, bundan hiç şüphemiz yok.

Çok mu gerekliydi?

Kesinlikle. Kendisi takıma başka bir boyut katacaktır. Bunu ısrarla söylüyoruz. Artık daha üst ve Avrupai bir takım için ön hazırlıklarımız açısından önemli bir adım. Bu tarz adamların Beşiktaş'a gelişi süreklilik arz ederse, Avrupa'nın yeni Porto'su biz olabiliriz.

Handikapları nelerdir?

Bu tarz oyuncular futbolda handikaba sahip olmazlar. Lakin aklımızda iki soru var şüphesiz. Birincisi sakatlığı ve son durumu. Bu konuda bir sorun yaşanacağını düşünmüyoruz. Artık yönetim böyle hatalar yaptığı günleri oldukça geride bıraktı ve deneyimli. Herhangi bir sorunu yoktur ama evet, ciddi bir sakatlık geçirmiştir. İkincisi, Türkiye'ye uyum sağlayabilir mi? Evet, sağlayacaktır. Artık çıkışa mahkum olan kariyerinde Beşiktaş fırsatını tıpkı Q7 gibi iyi değerlendirecektir. Çünkü genç ve önü çok çok açık bir futbolcu kendisi. Ayrıca anlaşıldığı üzere, Beşiktaş'ı tanıyor ve kendisi de kariyerine katkı sağlayacağını, en azından bir dönemini Q7 gibi iyi değerlendirebileceğini düşünüyor.

Başka?

Futbolda taraftarla birlikte oynamayı seven ve önem veren bir oyuncu. Beşiktaş'ta istediğini fazlasıyla bulacaktır.

Sonuç?

Beşiktaş, doğru hamlelere devam ediyor. Q7 ve Guti'nin ardından çok yerinde bir transfer hamlesi. Umarız ki gerçekleşir, Beşiktaşımıza çok şey katacaktır.

Beşiktaş tarihinin en iyi transferlerinden birisi gerçekleşmek üzere. Bu kadar iddialıyız.

Kariyerine bakmanız da yeterli olur aslında.


Umarız ki gerçekleşir ve Beşiktaşımız'a katkı sağlar kendisi.

Hayırlısı olsun.

24 Kasım 2010 Çarşamba

Sevgili Oktay...


Sevgili Oktay,

Sen ki, Beşiktaş tarihinin en büyük golcülerinden birisin. Yıllar yılı senin gollerinle büyüdük, sahadaki umudumuzdun, onbir seçimlerimizin değişmez adamıydın ve o siyah beyaz forma o kadar yakışırdı ki sana...

Attığın gollerin hepsi hafızamıza kazınmış vaziyettedir, hele ki Avrupa'dakiler. O dönemde zordu bunları atmak, yeni yeni nefes alıyordu Türk futbolu ve sen başını çekiyordun artık değişen ve gelişen bu yeni dönemin. Her maçta gol atabilme ihtimalini seviyorduk, o Avrupai son vuruşlarını ve ani dönüşlerini, golü sanki koklayarak bulmanı seviyorduk, biz, seni çok seviyorduk, ama...

Beşiktaş sonrası değiştirdiğin 14 takım seni anlatıyor esasında. Sonra gelip bizde jübile yapman da vardığımız noktayı gayet net gösteriyor. Sen, çekirge misali zıplarken oradan oraya, hala hafızamızda Belçika'ya attığın golün tekrarı dönüyordu durmadan ve belki attığın birkaç gol daha.

Her şey çok güzeldi oysa ki, destansı zamanlar yaşıyorduk sen ve biz. Lakin sonuna geldik. Ve 14 takım değiştirdin bizden sonra. 14 takım Oktay! Sen, rengarenksin artık. Ve kimse sevmemiş seni, bizim kadar. Gözün yükseklerdeydi ama jübilen bizde. Ne büyük ironi. Neyi anlamadın sen Oktay? Nerede hata yaptın? Bunları hiç açıklamadın.

Ve sen gittikten sonra kimse adını anmadı ve aramadı seni. Birkaç neslin senden haberi bile yoktu, önümüzdeki dönemde hiç de olmayacak ve sen bunu biliyorsun. O yüzden televizyon ve gazete dünyasına girdin. Kısıtlı futbol bilgin ve ukala tavrınla hemen de ayak uydurdun. Geçmişte kalmış futbol zihniyetin bir tarafa, "Beşiktaşlılığı" kendine dava edinmen bizi hepten rahatsız etmekte. Beşiktaş taraftarını korumak adı altında yaptıkların, bizden ne kadar bihaber olduğunu göstermeye yetiyor da artıyor. Bize yaranmak için laflar edip, kovmaya çalıştığın adamları biz çok seviyoruz oysa ki.

Ama sen oturduğun yerden ve hiç çevrene bakmadan atıp tutup bunu başardığını zannediyorsun. Beşiktaşlılığı konuşacak en son adamsın sen Oktay. Efsane değilsin, olmadın. Bizi de hiç anlamadın. Beşiktaş'ın haklarını savunacaksan eğer, maharet herkese saldırmak değildir, bunu da bilmen gerekir. Bizim hocamıza "haddini aştı" dersen eğer, sen haddini aşmış olursun. O adam babanın oğlu mu? Sen kimsin ki Türk futbolunu savunabilecek hakka sahip olduğunu düşünüyorsun? Neyin var senin elinde? Ama sende haklısın, ülkede futbol yorumcularının mizacı bu. Sende geride kalmadın, ne mutlu.

Bize ve takımına sahip çıkıp, terbiye sınırlarını aşmadan yapabilsen o eleştirileri, emin ol ki, bugün kazandığından daha fazlasını kazanırsın maddi olarak. Parası neyse veririz. Seni reytinglere de boğarız. Üç beş kez çıkıp bir daha uzak kaldığın televizyonlardan da para kazanırsın. Ama sende o yetenek yokmuş, anladık. Şimdi yavaş yavaş silindiğin bu medya sahnesindeki son çırpınışlarını izlemek içler acısı. Elden gelen bir şey yok. Senin hakkında bir yazı yazmak bile seni amacına ulaştırır ama bu da attığın gollerin sadakası olsun. Vefa borcumuzu ödemiş olalım.

Hesap kapansın.
Senin de kariyerin artık bitsin.
Futbolda olduğu gibi,
jübile zamanın geldi.

Sevgili Sergen...

Sevgili Sergen,

Sen, milyonlarca çocuğun efsane ismi oldun. Yıllar yılı mahallenin sahasında herkes kendine Sergen dedi, o kadar "gerçek" futbol efsanesinin yerine. Senin sol ayağın bizim için en mitolojik karakterden daha erdemli ve güçlüydü her zaman. Attığın gollerden, verdiğin paslara kadar dilimizde tüyler bitene kadar anlatırdık, sanki kimse bilmiyormuş gibi...

Biz, sen İstanbulspor'da bize gol atınca "evladından" tokat yemiş bir baba gibi gözyaşları döktük. Üzüldük be Sergen, senin bize gol atarak tüm hayallerimizi, siyah beyaz aşkımızı aldatmana üzüldük. Ama her insan hata yapardı ve biz affederdik. Sadece işini yaptığını ama Beşiktaş aşkının kalbinin ortalarında bir yerde devam ettiğini düşünürdük, öyle sanırdık, kendimizi kandırıyormuşuz meğer, değil mi Sergen?

Sen, hiçbir zaman siyah beyaz renklere ait olmadın ya da taraftara, sen futbolu bile sevmezmişsin oysa, sadece birkaç araba ve kadın tabii çoğunlukla da o her şeyden çok sevdiğin atlar için bir araçmış. Binlerce gencin ve çocuğun hayalleri aslında sadece sahadaki o efsanevi sol ayağa kendilerini inandırmaları, kendi yarattıkları balon bir umutmuş gerçekte. Sen, sadece yaşamak için oynarken futbolu biz seni koyacak ne yer ne gök bulamadık bu dünyada. Ama sende haklısın, neticede futbol ve sevmek zorunda ya da anlamak mecburiyetinde değilsin. Bırak, binlerce gerizekalı seni efsane yapsın sen de onlarla dalga geç, hiç umursamadan...

Bazı gerçekleri net konuşalım mı Sergen? Biz hep görmezden gelsek de sen hiçbir zaman bizim gönlümüzü almaya çalışmadın, bize karşı saygı bile göstermedin. En ufak bir diyaloga ya da açıklamaya gerek bile duymadın. Çünkü umurunda değildik. Sen, atların ve çevrendeki mafyacıklarınla, kadınlar ve arabalar üzerine düzenini kurarken bize dönüp hiç bakmadın bile. Kim bilir neler söylüyordun hakkımızda çevrene. Bugüne kadar en ufak bir saygı lafını ya da dik duruşunu görmedik, umursamadın, nasıl olsa kendi kendine efsane yaratan "aptal" bir nesil vardı karşında. Metin-Ali-Feyyaz sonrası "bir kahramana" ihtiyacı olan yeni nesil, onların duruşlarını da unuttu haliyle. Aramadı, sormadı, sorgulamadı çok fazla. Oysa hala dimdik duran bu adam gibi adamların yanında senin esamen bile okunmazdı. Abarttık evet.

Seni çok abarttık Sergen. Özür dileriz tüm bu lüks hayatını sana verdiğimiz için. Özür dileriz Türk futboluna seni kazandırdığımız için. "Ben yetenekliyim size ihtiyacım yok." da diyebilirsin, ama vardı Sergen. Senin o tribündeki binlerce insana ihtiyacın vardı, tıpkı Maradona gibi, tıpkı şu andaki Messi gibi. Ama sen buradaki bu bomboş hayatı o kadar çok sevdin ki, kendini riske bile atmadın. Efsane olma derdin yoktu ama biz bunu göremeyecek kadar "Sergen sarhoşu" olmuştuk zaten. Oysa ki şu Türk futbolunu bir adım öteye götürecek, yabancılara anlatacak adam sendin. Yapmak zorunda değildin sana göre ama yapmalıydın Sergen. O anlatılması zor sanat eseri sol ayağını bu kadar bencil harcayamazdın. Harap ettin yeteneğini ve unutulmaz olmak istemedin. Binlerce kadını ve atları bırakamadın. Sen de biliyordun ki Edirne'den sonrası sana tufandı. Bu kadar bencil bir adamı nasıl baştacı edebildik ki?

Bizde de hatalar vardı, hem de büyük hatalar ama sen çöldeki bir vahaydın Beşiktaşlılar için.
Boş bir anımıza denk geldin. Kusura bakma.
Peki neden söylüyoruz tüm bunları?
Yazıların var ya Sergen. Yazı demeye bin şahit, çer çöp bizim gözümüzde.
Onlar nedir Sergen? Amaç nedir?

Eleştireceksin tabii ki Beşiktaş'ı ama eleştiri nedir bilir misin? "Şu gitsin, bu gitsin, futboldan anlamıyor" tarzı, sonuna kadar kin ve nefretle yazılmış o şeylerin amacı nedir? neye hizmet ediyorsun Sergen? Sen efsane olduğunu mu sanıyorsun Beşiktaşlılar arasında? Değilsin Sergen. Yıllarca içimize attık dile getirmedik ama biz senin gerçek yüzünü hep bildik ve şimdi de çekinmeden söylüyoruz.

Bize zaten takımı "adam" gibi eleştirecek insanlar lazım ama sizin kin, nefret ve kıskançlık kokan hatta mevki, makan kaygısı güden yazılarınız artık bizi çıldırttı. Tüm futbol bilgin "Schuster gitsin" den ibaret mi? Schuster'in kariyerini mi beğenmiyorsun?
O zaman kusura bakma, senin de kariyerini tartışırız gayet. Üç beş kuruş kazanmak adına -idealist olmak zorunda değilsin- kendini nasıl harap ettiğini, nerelerde top oynadığını, bazılarının adını bile söylemekte zorluk çektiğimizi söyleriz o vakit.
Türkiye için efsane olmadığını da. Futboldan hiçbir şey anlamadığını da. Schuster için mi tüm bu tepkiler? Hayır.

Sen gerçek bir Beşiktaşlı gibi konuşamazsın Sergen. Bu sıfata ait değilsin. Bize yedirmeye çalıştıkları bu ama değilsin. Sen her dönemin adamısın Sergen. Şu takımın eskileri Türkiye liginde antrenör olup ortalığı sallarken, sen o koltuğunda sallanırsın gevşek gevşek. Her şeye muhalif olmak bilmek anlamına gelmiyor be Sergen. Bize klişelerden bahsetme. Konuştur şu bilgini. Beş para etmez kasti yorumların artık canımızı sıkıyor ve biz Sergen'in kariyerini de, unutulacak olan efsanevi futbolunu da tartışıyoruz.
Artık bizim için beş para etmez yorumların var.

Fanatik, Fotomaç neyse, sen de osun.

Bu sana yeter Sergen.


23 Kasım 2010 Salı

Bugünkü Dersimiz...


O, "küçücük" çocuk nasıl da ders veriyor tribünlere. Tüm tribün Cenk lehine tezahürat yapıyor ve çağırıyorlar. Cenk, bir dakika bile düşünmeden, ısınmaya devam eden Hakan Abi'sinin yanına gidiyor ve "Gel Hakan Abi, birlikte gidelim" diyor. Hakan'ın cevabı ise yukarıda da görüldüğü gibi iç acıtıcı cinsten. Artık oyuncu ayırmayı bırakmalıyız.
Kim bilir bu oyuncular aralarında neler konuşuyorlar ki, Cenk bizim adımıza Hakan'ın gönlünü almaya gidiyor. Demek ki o kadar da "futbolcu" değillermiş, aynı zamanda insanmış onlar da.
Onlar da bize kırılabilir, üzülebilir hatta bazen sevmeyebilirler de, insanlar sonuçta.
Ama Hakan bu görüntüde, çok sevdiği babası ile arası açık olan bir erkek çocuğu edasında. Bir kızgınlığı ya da kırgınlığı yok, her şeyin farkında ama yine de üzülüyor, orası kesin.
Ve aralarında o kadar çok konuşmuşlar ki bunu, Cenk tek başına giderse Hakan abisine ayıp olacağını düşünüyor.
Sanki 30 yaşında bir futbolcu gibi gidip abisini de getiriyor tribüne. Bizim yapmayı unuttuğumuz bir şeyi gözümüze sokuyor, ders veriyor.
Her ne kadar Hakan ve diğerleri baştan sona hatalı olsalar da, belki de yetersiz, bu kadar yüklenmek fazla değil mi? ya da anlamsız? Artık adam ayırmadan çağırmalıyız tribünlere.
Cenk'in bize gösterdiğini iyice anlamalıyız ve onun bu dersini hiç unutmamalıyız.
Sonra bu futbolculardan başarı bekleyemeyiz, taraftarına üzgün ve kırgın oldukları zaman.
İşte sahada bu kadar büyük bir etkimiz var. Bunu lehimize kullanalım. Artık oyuncuların vuracağı şutlarda, verecekleri paslarda bizi düşünmelerine neden olmayalım.
Onlara işlerini yapma fırsatı tanıyalım.
Şahsen Hakan'ın yerinde olsam her maç hata yapardım bu zihniyetle.
Cenk, uyarıyor durum hakkında, anlayalım biz de.

Hakan buraya, Hakan buraya, Hakan buraya...

Bize Neler Oluyor?

Biz hep birlikte düzene yumruk kaldıran adamlardık. Herkesin kıskanarak veya takdir edermiş gibi yaparak yaşayan adamlardık o sahada. O sahaya biz, bambaşka insanlar olarak girerdik, Beşiktaşlı olarak. Ruhumuzu yeşil çimlerin her bir noktasına bırakırdık dualarımız ve isyanlarımızla. Hüzünlerimizi kapıda bırakır, Beşiktaş için üzülürdük yeri gelince, belki biraz da sevinirdik onun sayesinde ama sevinmek için sevmemiştik hiçbir zaman...

Bu sefer takımdan, taktiklerden ya da Schuster'den bahsetmek değil amacımız.
Konu sadece "taraftar" yani biz.
Neden bu kadar asabiyet?
Neye bu anlamsız öfke?
Hiç yapmadığımız şeyleri yapacak duruma nasıl geldik biz?
Ne kadar kızarsak kızalım, oyuncuları üstlerinde o forma varken ıslıklamak, yuhlamak hatta fiziksel saldırıda bulunmak nasıl açıklanabilir?
Biz o formaya, ter olmaya gelmedik mi?

Evet, taraftarlar olarak bazı şeylere tepkimizin olması ve sabrımızın tükenmesi gayet normal. Biz de maçları izlerken Holosko ve Tabata'nın yaptıklarına çok sinirleniyoruz. Çünkü akıl alır gibi değil sahadaki varlıkları ve oynadıkları futbol. Bunun üzerine de çok söz söylenebilir ki, her yerde söylüyorlar zaten, o yüzden üstüne bir şey yazmak anlamsız ama bizim derdimiz başka.
Biz ne zaman diğer takımların taraftar profiline benzemeye başladık?
Kızın kardeşim, küfür de edin ama hep bir ağızdan olmaz. Senin evin orası, mabedin dediğin yer.
Ne yaptı kardeşim bu topçular kötü oynamaktan başka? Evet, 2 yıldır yerlerde sürünen performansları var, evet, iki yıldır bedava para kazanıyorlar, evet, iki yıldır ayaklarına gelen her top bize zarar veriyor ama kim bize bu kadar çok hakkımızın olduğunu söyledi? Evet, takım bizim ama nasıl bir hakla onların da insan olduklarını unutup, sahip olduğumuzu sanıyoruz ki?
Ben bile maçlara gittiğimde artık taraftar baskısını kendi üstümde hissediyorum. Nedir bu kadar yoğun sahada olma çabası? Üstelik kendi takımına karşı...
Beşiktaş taraftarı elindeki mevcut gücün gayet farkında. Gerekirse o sahadaki rakip takımın ayaklarını da titretebilecek bir güç var ve bu zaman zaman gayet yerinde kullanılıyor ama kendi takımındaki oyunculara karşı kullanmakta neyin nesi? Nasıl başarı bekliyorsunuz o vakit?

Bu lafımızı unuttunuz mu? "Çok sevdik be abi!" Ne anlattığının farkında mısınız? Bir cümlede ne kadar çok aş barındırdığını, o karşılıksız sevginin büyüklüğünü, puanlara değil, o formanın sevildiğini...

Her türlü tepkiye hakkınız var ama biz değil miydik takımına her şartta sahip çıkan, ne zaman bu kadar başarı düşkünü bir taraftar grubu olduk?
Başkana kızdık, transfer yaptı, sustuk. Futbolculara kızdık, şampiyon olduk, sustuk.
O zamanlar sorunları dile getirecektik. Şimdi başkanın enkazı üzerinde doğrular yapılarak takım düzeltilmeye çalışılıyor. Bir şeyler yenileniyor. Ama nedir bu sabırsızlık?
Biz her sene şampiyon olan veya olmak zorunda olan bir takım değiliz.
Biz, başarı için sevmedik ki zaten.

Peki ya bu bayrağın altında neden yürüdüğümüzü unuttuk mu? Ait olduğumuz renklerin gölgesinde geçirirken ömürlerimizi ve iddia ederken "mezarda bile bitmeyecek bu sevda" diye, nasıl olur da öfkeleniriz üç beş puan gelmedi diye?
Nerede kaldı o günlerimiz? Hala duruyor ama nereden peydah oldukları bilinmeyen bir grup bizi başkalarıyla karıştırıyor. Biz futboldan da öte Beşiktaşlılık durumunu seven ve ona sahip çıkan insanlarız. Bunu ya hatırlayın ya da bize geri verin.
Bir anlık kızgınlık ve bu gözü dönmüş başarı isteği vahim bir değişimi gösteriyor. Sonuçlanmadan geri dönülmeli bu profilden. Büyük transferler, yeni stat derken, kendimizi, kimliğimizi kaybetme durumuna geldik.


Sadece Beşiktaş demedik mi? Neler anlatmak istemiştik oysa ki... Sadece Beşiktaş, gerisi yalan, gerisi hikaye, gerisi hayat naçizane. Bir Beşiktaş var bu hayatta, bir de geri kalan her şey. Nasıl bu sevdayı unutup da küfredebiliriz ki gol atamayan birkaç ayağa? Önemli midir? Hayatımızı koymuşuz ortaya, hayat demişiz Beşiktaş'a, daha önemli ne var ki? Birkaç golden ibaret değiliz hiçbir zaman.

Beşiktaş taraftarı olarak, bu kadar gözü dönmüş ve sinirli insanlar olmaya hakkınız yok. Beşiktaşlı olmanın gereklerini yerine getirmek zorundasınız, kusura bakmayın.
Her sene şampiyon olamadığı için seviyoruz bu takımı.
Olmadığı ve buna rağmen kimliğimizi kaybetmediğimiz için.
Biz, diğerlerinden farklıyız. Bir ruh, bir kimlik ve taraftar profili taşıyoruz.
Bunu kaybetmeyi göze alamayız. Ve ne yazık ki, kaybetmek yolunda hızla ilerliyoruz.
Kapitalist futbol anlayışının hegomanyasına girmek üzereyiz.
Ben, bunu kabul etmiyorum. Eğer fenerbahçe gibi bir takım ve taraftar olacaksak, Beşiktaşlı olmanın da bir anlamı kalmayacaktır.

Bizim için büyüklük birkaç şampiyonluk ya da kupadan ibaret değildir. Bizim için büyüklük bir 70'lik rakıdır bir de Beşiktaş.
Büyük transferler, şampiyonluklar için sevmedik, sevmeyeceğiz.
Bir silkelenin ve düşünün. Bir nefes alın, biz ne yapıyoruz diye kendinize sorun.
Biz, o tribünde olduğumuz sürece buna müsaade etmemekte kararlıyız.

Ya da kısacası;
Biraz sus be adam!